19 Mayis Pontos Rum Soykırımı

BATI ERMENİSTAN – 19 Mayıs, bir gemi kazanında yanmak, bir kilisede ateşe verilmek, bir mağarada dumanla boğulmak, yatağında süngülenmek, tecavüz edilmek, bir kuytuda kurşunlanmak, bir şehrin meydanında asılmaktı bizim için.

19 Mayıs, düşüvermekti taş bir zemine elleri arkadan bağlı, çıplaklığını gizleyememenin utancıydı, sağanak gibi gözyaşı, tarifsiz acıydı.
19 Mayıs, bir bıçak yarası idi; dost bildiklerinden, merhabasızlıktı, hoşçakalsızlıktı,
doğup büyüdüğün evin, bağın, bahçen için hatta yorganın, yastığın, kilimin için gökyüzüne son kez bakmak, son kez nefes almaktı, son kez göz göze gelmekti dost bildiklerinle.
19 Mayıs, sevdiklerinden koparılmaktı, öksüz, yetim kalmaktı, kopmaktı yurdundan, sürgün yollarına düşmekti, bir başka toprağı yurt bellemekti.
19 Mayıs, ölümdü bizim için, 353 bin mezarsızlıktı, yıllar sonra bir traktörün ya da bir kazmanın ucunda etsiz bir kemik yığını olarak bulunmaktı.
19 Mayıs, yaşamak için dilinden, dininden dönerek, ölümden, sürgünden daha beter ölmek
daha beter sürgündü bizim için.
İşte bu yüzden ne gençlik ne de spor bayramı ne de “kurtuluş savaşıdır” 19 Mayıs bizim için.

19 MAYIS SAMSUN

Takvimler 19 Mayıs 1919’u gösterdiğinde Mustafa Kemal ve 34 arkadaşı Samsun’a doğru yola çıkmak üzere İngiltere Baş Komiserliği’nden vize aldılar.
Aynı tarihte İstanbul Meclisi de Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun’a gidişini onaylamıştı.
Oysa bize tarih kitaplarında İstanbul hükümetinden ve İngilizlerden habersiz ‘yiğit’ birkaç komutanın gizlice İstanbul’dan bir gemi ile ayrılıp Samsun’a çıktıkları; bütün Anadolu’yu örgütleyip emperyalizme karşı bir “kurtuluş savaşı” başlattıkları anlatılmıştı.
Resmi tarihin anlattığı gibi yıkık dökük bir gemiyle İstanbul Hükümeti’nden ve İngilizlerden gizli olarak Samsun’a gidilmiyordu. Oldukça lüks döşenmiş ve dönemin teknolojisine uygun olan Bandırma Vapuru limandan demir aldığında, bir ulusu yok edecek ve bir ülkenin tarihini kanla baştan yazacak bir süreç başlıyordu.
Bandırma Vapuru Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişi olarak Karadeniz’deki Rum köylerine yapılan tecavüzleri engellemek ve asayişi düzeltmek için yola çıkmamıştı.
Şimdi yeni efendileri vardı… Paylaşım savaşı öncesi efendileri olan Almanlar ile birlikte Anadolu’nun Hristiyanlardan temizlenmesine karar vermiş ve 1914’ten itibaren 1.5 milyon Ermeni, 300 bin Süryani soykırımına uğratılmıştı.
Karadeniz’de 1. Paylaşım Savaşı sürecinde 150 bin Rum hayatını kaybetmişti. Savaşı kaybeden Osmanlı için yeni efendinin adı İngiltere idi… Mustafa Kemal ve arkadaşları yeni efendilerinin izniyle Karadeniz’e doğru yol alırlarken, yarım kalan proje tamamlanacak bütün Karadeniz baştan aşağı kana bulanacaktı…

HİTLER ADINI HENÜZ KIMSE DUYMAMIŞTI

Hitler adını henüz kimse duymamıştı. Topal Osman ve çeteleri mağaralara doldurdukları insanları içeriye duman verip boğup öldürürlerken, gaz odalarını Hitler Kemalistlerden öğrendi…
Tehcirlerde Ermeni, Rum/Helen ve Süryani ulusundan her yaştan genç, ihtiyar, çocuk ve kadınlar sürgün edilirken açlıktan, soğuktan ve özel çetelerin saldırılarından yüzbinlerce insan yok edildi. Hitler sürgünde öldürmeyi, yok etmeyi Kemalistlerden öğrendi.
Kurulan İstiklal Mahkemeleri, sorgusuz sualsiz öğretmen, mühendis, sanatçı, sporcu, yüzlerce Rum/Helen aydınını idam etti. Hitler yargısız infazları Kemalistlerden öğrendi.
Topal Osman ve çeteleri aracılığıyla Pontoslu Rumlara/Helenlere yönelik saldırı ve imha operasyonları sonuç vermeyince, Mustafa Kemal başına Nurettin Paşa’yı geçireceği Merkez Ordusunu kurdu. Merkez Ordusu’nun görevi Karadeniz’deki bütün Rumları imha etmekti.
19 Mayıs 1919 bir “Kurtuluş Savaşı’nın” başlangıcıydı. Ama bu “Kurtuluş Savaşı” emperyalizme karşı verilen bir “kurtuluş savaşı’ değil, tam tersine emperyalist efendilerle birlikte Karadeniz’de ve Küçük Asya’da kalmış olan Rumlara/Helenlere karşı yürütülen bir “kurtuluş savaşıydı”.

CUMHURİYET SONRASI PONTOS

İşte böyle bir kanlı tarihin üzerine 1923 yılında cumhuriyet ilan edildi. Geride kalan Müslümanlaştırılmış Rumlar öldürülmemiş, sürgün edilmemişti belki ama çok zor günler bekliyordu onları.
Pontoslu Rumlara yönelik soykırım aslında üç aşamadan oluşuyordu. Birinci aşaması 353 bin insanın yaşamını yitirmesi ile son bulmuştu. İkinci aşama ise binlerce yıllık topraklarından ‘Mübadele’ ile sürgün edildi Pontoslu Hristiyan Rumlar.
Üçüncü aşama ise geride kalanlara yönelik olanı idi.
Dilleri, dinleri, isimleri, yerleşim birimlerinin ve kendilerinin isimleri değiştirilmiş olan Rumlar artık Türk ve Müslüman kimlikleriyle yaşamak zorundaydı.
Soykırımın ve mübadelenin tanığı olan bu insanlardan beklenen en ‘Türk’ en ‘Müslüman’ olduklarını ispat etmeleri olur hep. İlk nesil bu yüzden olan biteni çocuklarına, torunlarına anlatmaz, anlatamaz. Anadilini saklı konuşur, çocuklarına zarar gelir korkusuyla onlara öğretmez.
Nasıl bir acıdır kendi kimliğini, inançlarını, kültürünü yaşayamamak, hele ki dayatılan bir kimliği, inancı, kültürü yaşamaya zorlanmak.
Yüz yıldır bu yüzden aşağılandı Pontos coğrafyasının insanı. Aptal fıkralarla aşağılandı, Türkçe şivesiyle dalga geçildi. Rumlara bire beş veren Pontos toprakları, cumhuriyet ile birlikte yoksulluğa mahkum edildi, şimdi bire bir bile vermiyor.
En küçük bir hak aramada hemen Rum musun?, Pontosçu musunuz? soruları ile karşılaştılar, küfür olarak kullanılan ‘Rum piçi’, ‘Rum Dölü’ gibi sözcüklere muhatap oldular yüz yıl boyunca.
Gerçeklerin öğrenilmemesi için okullarda verilen tarih bilgisi ise yalanlardan oluşuyordu. Bu gerçekleri öğrenmeye, anlatmaya çalışanlara ise hemen ‘hain’ damgası vuruluyor linç ediliyordu.
Bugün gelinen noktada yüz yılın asimilasyon politikalarının başarılı olduğunu söyleyebiliriz ama gerçekler en çok yüz yıl saklı kalabiliyor işte.
Artık geçmişi araştıran, sorgulayan insanlar var Pontos’ta. Dün söylense kimsenin inanmayacağı şeyler söylüyorlar.
‘Anadilimiz Rumcadır‘ demekten çekinmiyor artık insanlar.
‘19 Mayıs bayram değil, soykırımdır’ diyenler var.
Kurtuluş savaşı kocaman bir yalandır, bu süreçte Rumlara yönelik soykırım yapılmıştır’ diyenler var.
‘Pontos Rum Soykırımı tanınsın! Soykırım mağdurlarının hakları tanzim edilsin!’ diyenler var.
Başta 1920-1923 yılları arasında TBMM Gizli görüşmeleri soykırımın en önemli belgesidir. 1985 yılında kitaplaştırılmıştır.
Ayrıca son yıllarda Pontos Rum Soykırımı ile ilgili hem Türkçe yazılmış, hem de başka dillerden çevrilmiş kitapların çıkmış olması, bundan yüz yıl önce ‘geride iz bırakmayın’ talimatı ile Karadeniz’i baştan aşağıya kana bulayanların başarısız olduklarını gösteriyor.

mavrithalassa.com

Input your search keywords and press Enter.