Batı Ermenistan’daki Sasun’un sırlarından biri: Arapça konuşan Ermeniler

Sasun ve Sasun’un “Araplaştırılmış” Ermenileri, ne yazık ki, İslamlaştırılmış Ermenilerin tarihini incelemek bağlamında, maalesef, en az ilgilenilenlerden biri olmaya devam ediyor …Sasun’un kusursuz konumu, yerlilerin aşırı saklı yaşam tarzı ve yazılı materyallerin kıtlığı, özellikle soykırım sonrası Sasun çalışmasında Ermenistan Cumhuriyeti’ndeki ve Sürgündeki- Diaspora Ermeni araştırmacıların karşılaştığı başlıca güçlüklerdir.

Maalesef, Sasun’un Arapça konuşan Ermenilerinin “sırrı” soykırım sonrası gelişmeler sonucuna bağlı olan tarihleriyle ilgilidir.

Bu olaylara biz, Ermenistan Cumhuriyetin’e veya diasporaya taşınanlarımız tanıdık değildik.

Bugünkü Sasun’da Kürtçe veya Türkçe yerine genel olarak Arapça konuşuluyor olması, öncelikle Sasunlu mültecilerinin şimdiki nesillerini şaşırtıyor. Onlar, yıllar boyunca kendi ailelerinde “yerkir”(anavatan), onun sakinleri ve  yaşamları hakkında ayrıntılar dahil çok şey duymuş, fakat Arap dilinin yaygın olarak kullanıldığını pek duymamışlardır.

Sasun etnografları Vardan Petoyan, Geğam Giragosyan ve diğerlerinin çalışmalarında 1915’ten önce Sasun’daki Ermeni köylerinin listelerine bakarsak, 20. yüzyılın başlarında Sasun’daki 500’den fazla köyün Arapça konuşan nüfusunun  birkaç onunu aşmadığını söyleyebiliriz.

Ancak bugün neredeyse tüm orta, doğu ve güney-doğu Sasun Arapça konuşuyor.

Bunu, özellikle Sasun’un İslamlaştırılmış veya gizli Hıristiyan Ermenilerin büyük kısmı bu bölgelerde olduğu için son derece ilginç buluyoruz.

Burada çok önemli bir gerçeği kaydetmek zorundayız… 20. yüzyılın başlarında, sadece Sasun Ermenilerinin bir kütlesi değil, aynı zamanda genel olarak Sasun eyaleti de “Araplaştırıldı.”

Ermenilere karşı uygulanan soykırım, Kürt ayaklanmaları ve başta siyasi ve sosyal nedenler olmak üzere pek çok başka etken Sasun’un çoğunu Arapça konuşan yaptı. Yerel toplumun ayrılmaz bir parçası olan burada yaşamlarını sürdüren Ermeniler, genel akımın altında kalmamış olamazlardı.

Sasun’da Arapların varlığı, tarihsel olayların ulusal destanımızın temelini oluşturduğu 9. yüzyıla kadar uzanıyor.

Sasun’daki Araplar başından beri atalarının Ermeniler için işçi çalıştırdıklarını vurgulayarak Irak’ın Basra bölgesinden geldiğini iddia ediyorlar.

Bazıları ise ilk gelen Arapların yerel Ermeni liderler/prenslerle anlaşarak bazı topraklar edinip oraya barışçıl bir şekilde yerleşen Müslüman mezhepler olduğunu belirtiyor.

Bununla birlikte, 20. yüzyılın başına kadar, Sasun eyaleti tarihinde bu Araplar hakkında bir şey duymadık, tartışmadık veya onlar Sasun eyaleti tarihinde önemli bir rol oynamamışlardır. Bugün Sasun’un mutlak çoğunluğunu oluşturuyorlar.

Bu bağlamda, 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun yanı sıra 1930’larda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bir dizi siyasi ve sosyal gelişmenin ve Tanzimat reformlarının incelenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Çok önemli bir gerçeği daha unutmayalım… 16. yüzyıldan beri Batı Ermenistan’ın önemli bir bölümünde ve tüm güney-doğuda Kürtler, Müslümanlar arasında mutlak bir çoğunluk haline geldi ve yerleşik bir ağalık sistemi sayesinde bu bölgelerde devletin doğrudan veya dolaylı temsilcisi oldu.

Araplar, Türkmenler, Çerkesler veya diğer Müslüman gruplar bu çoğunluğun arka planında nadiren görülüyordu ve etkin bir gücü temsil edemezlerdi.

Eğitim sisteminin ve ekonomik rekabetin neredeyse hiç olmadığı Sasun’da toplumu genel olarak din ayırt ediyordu. Böylece, Ermeniler yada Ermeni olmayanlar vardı. 

Ermenilere karşı uygulanan soykırım bu açıdan Sasun’daki diğer etnik grupların rollerinin yeniden dağıtılmasında ve devlet yaklaşımlarının kapsamlı bir incelemesinde önemli bir rol oynamıştır.

 

Arap Aşiretlerindeki Ermeni yetimler

Ermenilere karşı uygulanan soykırım yıllarında Arap Aşiretlerinde korunan Ermeni yetimlerin sayısını saymak zordur … Sasun’daki hemen hemen her Arap ailesinin kendi “Armani” yetim oğlu veya kızı olduğunu söylemek yeterlidir. Aynı zamanda, Arap Aşireti içinde, Ermeni yetim kız ve erkek çocuklarının büyüdükten sonra birbirleriyle evliliği yaygındı, bu da yerel Ermenilerin soykırımdan 10-15 yıl sonra köyde düzinelerce çoğalmasına izin verdi. Ancak Arap ailelerinde bulunan tüm Ermeni yetimlerin şanslı olduğunu söylemek yanlış olur. Kaçırılan Ermeni kızlarının ve köle olarak çalışan Ermeni erkek çocuklarının hikayeleri de az değil.

Her neyse … yerel Arapların soykırımdaki katılımı neden bu kadar azdı ve koruma konusunda neden Ermeniler sık ​​sık Arap Aşiretlerinde daha güvenilir bir destek buldular?

Soykırımdan önce, Sasun’daki Arap ve Ermeni köyleri ayrıydı, bu da toprak anlaşmazlıklarından, dini zemin üzerindeki çatışmalardan kaçınmalarına izin veriyordu. Bu, Kürtler konusunda, özellikle II. Abdülhamid yönetimi sırasında, Ermeni köylüleri doğal bir ablukada tuttukları yerleşim yerlerinde söz konusu olamaz. Ve en önemlisi … Soykırım sırasında Araplar, devletten Kürtlere verildiği gibi aynı vaatleri ve teşvikleri almadılar (çünkü sayılarının az olması nedeniyle büyük ölçekli operasyonlarda kullanılamazlardı) ve bu amaçla kendilerini düzenli ve kitlesel olarak silahlandırmadılar.

1937-38’in tehciri Sasun’un “Araplaştırılması” nın son aşaması 

Sasun Ermenilerinin “Araplaştırılması” yada Arapça konuştuklarının koşullarını belirlemek için ilk önce, Dersim olaylarının tartışılması ışığında Ermeni halkına daha aşina olan soykırımdan kısa bir süre sonra bölgedeki başka bir önemli olaya bakmak gerekiyor.

Çok az insan 1937’deki Kürt ayaklanmalarının sadece Dersim halkı üzerinde değil, aynı zamanda bazı komşu iller ve özellikle Sasun nüfusunun geleceği üzerinde de ciddi bir etkisi olduğunu  biliyor.

1937-38 silahlı ayaklanması ve ardından Sasun’un ana kesiminde kitlesel sürgün

Arapça konuşmak için bir neden olmasının yanı sıra, ilin sakinlerinin geleceğini tamamen değiştirdi. Devlete daha sadık kalan Araplara çok verimli topraklar veriliyor. Ayrıca, “Arapları öne çıkarmak” olası yeni Ermeni-Kürt işbirliğini dışlama anlamında faydalı olmuştur. Daha açık bir ifadeyle, 1915 ve 1937’den sonra Sasun’da “elverişli” kimlik Arap’dı. Tarihte bize Kürt olarak bilinen pek çok Aşiretin (örneğin, Şeko Evi’nin Kürtleri veya Kendolar, Koramlar) bugün Arap olarak görünmesi ve Sasun-Arapça lehçesiyle konuşması tesadüf değildir.

Bugün bile Sasun köylerinde yaşamaya devam eden yaşlı Ermeni Sasunlular kendi arasında konuşurken onlara  “Kürt lamukları” demeye devam ediyorlar.

Sonuç olarak kesin söyleyebiliriz … Araplaştırılmış Ermenilerin bir kısmı iki veya üç asimilasyon aşamasından geçti … ilk önce Kürt Aşiretleri tarafından kaçırıldı veya koruma altına alındılar, sonra aynı Kürtlerle beraber Sasun’un diğer sakinleriyle yeni silahlı çatışmanın zor yılları ve bunu izleyen sürgünü yeniden yaşayarak Araplaşma yolundan geçtiler. 

Araplaştırılmış ve Kürtleştirilmiş Ermeniler aynı şartlar altında mı yaşadılar?

Sasun’daki Araplarla birlikte yaşayan Ermeni yetimlerin ve onların nesillerinin, her ne kadar dini ve ulusal gerekçelerle çeşitli baskılarla karşılaşmış olsalar da, genellikle komşu Müslümanlarla günlük temasa daha açık olduklarını kaydedebiliriz. Geçimleri ve yaşam tarzı  zamanla neredeyse aynı hale geldi ve çoğu zaman tek ayırt edici faktör din oldu. Ve İslamlaştırılmanın durumunda söz konusu ayırt edici etkenler yaşamda neredeyse yoktu.

Tabii ki, Ermeni kızlarını kaçırma vakaları burada da az değil, fakat Sasun eyaletinde bunlar ulusal veya dini güdülerden fazla daha sosyal nedenlerden kaynaklanıyor.

Sasun, Ermenilerin Kürt ortamının aksine, Arap ortamında nispeten sakin koşullarda yeniden çoğaldığı ve bu süre zarfında dili, dini ve geleneklerini daha iyi korumayı başardığı tek yer değil.

Hıristiyan ve İslamlaştırılmış Arapça konuşan Ermeniler

Sasun’un Arap veya Arapça konuşan aşiretlerinde yaşayan Ermenilerin soykırımdan sonra din ve anadilini tüm Batı Ermenistan’daki en uzun sürede korumuş Ermeniler grubu olduğunu söylersek abartmış olmayacağız. Çocukken İslamlaştırılmış yetim çocuklar hariç. Diğer Sasunlular, büyük ölçüde topluluklar arası evlilikler sayesinde kendi kendilerini düzenli hale getirmeyi ve yeniden çoğalmayı başardılar.

Sasun’un yenilmez konumu ve saklı yaşam tarzı, karışık evlilikleri hariç tutmanın katı ilkesi ve Sasun’daki ağalık/feodal sisteminin son zamanlara kadar gücünü kaybetmemiş olması bu Ermenilerin fiziksel varlıklarını korumayı sağladı.

“Bu benim Ermenim” /Yani bizim korumamız altında olan/ ifadeyi Sasun’da birçok kişi biliyor. 

Bütün bu koşullar, Sasunluların direnci ve son derece yakın aile bağları, Sasun’daki Ermenilerin soykırımdan sonra uzun süre özümlenmemeleri ve aynı zamanda çoğalmalarını  sağlamaya hizmet etti. Sasun’da kiliseler ve rahipler olmadan hayatta kalan Ermenilerin çoğu, dini ve dini geleneklerini 1970’lere kadar sürdürdü. Türkiye’de 1950’lerde başlayan ancak 1970 ve 1980’lerde Sasun’da zirveye ulaşan yeni ulusal, dini baskılar Sasunluların büyük kitlelerini Türkiye’nin batısına  taşınmak için güçlü bir kentleşme dalgasına yol açtı.

Böylece, kendi yerli köylerinde gittikçe izole ve kıt hale gelen birçok Hıristiyan ve İslamlaştırılmış Ermeninin hayatında Arapça başat hale geldi ve bundan dolayı o yıllarda doğan çocuklar artık ana diline hakim olamadılar.

Hıristiyanların başlıca akışı kilise ve Ermeni okulu olan İstanbul’a yönlendirildi ve bazıları o yıllarda aile topraklarından mahrum bırakılmamak ya da baskıdan kaçınmak için İslam’a dönüşmeye zorlandı.

Evet, Sasun’daki Ermenilerin en güçlü İslamlaştırılma dalgası 1915 değildi… İslamlaştırılmanın en güçlü ve son darbesi Sasun’da 1980’lerde yaşandı ve 1990’larda, Arapça konuşan son Hıristiyan aileler İstanbul’a geldi. Şimdiki Sasun’un üç farklı köyünde yaşayan ve maalesef sadece Arapça konuşan sadece dört Hıristiyan aile kaldı.

Sofia Hakobyan

Input your search keywords and press Enter.