101 yıl önce bugün, Paris’in banliyösü Sevr’de, başta Ermenistan olmak üzere tüm Ortadoğu’nun kaderini değiştiren bir barış antlaşması imzalandı.

Bu antlaşma, Ortadoğu’nun acı çeken halkları için adil bir tazminata yönelik bir adımdı.

Ermeni halkının, Ermeni Platosu’ndaki tarihi topraklarında bağımsız bir devleti yeniden kurma hakkı uluslararası olarak kabul edildi.

Antlaşmaya göre, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson’a gelecekteki bağımsız Ermenistan’ın sınırlarını çizmesi teklif edildi. Bu sınırların batı kısmı Erzurum, Van, Bitlis, Trabzon’dan geçecekti. Woodrow Wilson, sınırlar hakkındaki  tahkim kararını aldı, ancak çok daha sonra 22 Kasım 1920’de.

Soykırımdan ve sürgün-tehcirden sağ kurtulan Ermeni halkı, ne yazık ki kağıt üzerinde kalan haklı mücadelesinin zaferini nihayet elde etti.

Yeni uluslararası durumda Sevr Antlaşması uygulanmadı. Atatürk, Türkiye’de iktidara geldiğinde Sevr Antlaşması’nı etkisiz hale getirmek için adımlar attı.

Türkiye, Ermenistan Cumhuriyeti’ne saldırdı ve Rusya’nın büyük desteğiyle antlaşmayı iptal etmeye çalıştı. Rusya ve Türkiye,  Ermenistan Cumhuriyeti topraklarını işgal ederek ve bölerek 1921 Anlaşmalarıyla kendi “Sevr”ini kurdular.

Ermenistan, Sovyet Ermenistanı şeklinde Ermenilerin küçük bir rezervesi olarak kaldı ve orada 1921-23 yıllarında Rus-Türk kuvvetleri ortaklaşa Ermenilere karşı katliamlar ve sürgünler politikasını sürdürdüler.

Katliam ve sürgün dalgası 1930’lara ve 1980’lerin sonlarına kadar devam etti ve tarihi bölgede Ermenilerin varlığını en aza indirerek siyasi, demografik ve ekonomik gelişmeyi engelledi.

Bütün bunların sonucu, 1988-1994 yıllarında Ermenilerin yararlanamadığı ilk Artsakh kurtuluş savaşı oldu, oysa uluslararası hukuktaki tek belge, Wilson’un Tahkim kararıyla imzalanan Sevr Antlaşmasıydı.

Aynı dönemde Türk barbarları, bölgedeki kendi yanlış gündemlerini dikte ederek kararsız adımlarımızdan en iyi şekilde yararlandılar.

2020’de Artsakh’ta yaşanan 44 günlük savaş, gündemin son 30 yıldır bize sunulan müzakerelerin Ermeni karşıtı olduğunu kanıtladı: Halkımızın hayati çıkarlarını güvence altına almadılar, ancak bazı Ermeni siyasi çevreleri ulus karşıtı politikalarını sürdürüyorlar.

Bu politikanın anti-ulusal doğası, 2016 yılında Sevr Antlaşması’nı onaylayan birleşik bir Ermenistan için savaşan tek ülke olan Batı Ermenistan tarafından hissedilmektedir.

Bunun yerine Türkler, Ermeni sorununun gücünü ve değerini çok iyi anlıyor ve Sevr Sendromu Türkiye’ye rahat vermiyor, bu yüzden yüz yıl sonra Erdoğan Sevr’e karşı yeniden savaşıyor, çeşitli komisyonlar kuruyor, Suriye ve Artsakh dahil Ermeni medeni varlığının çevresinde askeri operasyonlar yürütüyor.  

Erdoğan’ın her fırsatta Sevr’den bahsetmesi, Türkiye’nin Sevr Antlaşması’nın uygulanmasından korktuğunun kanıtıdır.

Bizim için ise Sevr meselesi, Ermeni halkının ulusal varlığının bir meselesidir.

“Yaşasın Halkların Kardeşliği. Kahrolsun Soykırımcı Osmanlı-Türk Zihniyeti”