Türkiye Mezopotamya Ajansı gazetede yayınlanan yazar İsmet Konak’ın yazdığı makaleden bir alıntı sizlere sunuyoruz.

Ermenilerden miras kalan yapılar her geçen gün keyfice tahrip ediliyor. Yetkililer, tarihî mezarlıkları ve kiliseleri kaderine terk ediyor. 

Van’ın Tuşba ilçesinde Ermeni mezarlığının iş makineleriyle tahrip edilmesi, mezar taşlarının ve kemiklerin ortaya saçılmasıyla birlikte “farklı inançlara” saygı yeniden tartışılmaya başlandı. Ortak yaşam yerine “tek tip yaşamı” dayatan aklın, kültürel yapıları da hedef aldığı bir kez daha açıklık kazandı. 

Batı Ermenistan’ın yerli halkı(edit. alıntı) halkı, binlerce yıldır yaşadığı mekândan koparıldı. Mallarına el koyuldu, göç yollarında tecavüze uğradı, köleleştirildi ve nehirlere atıldı. Göç ettirildiği yerlerde kitlesel kıyımlara maruz kaldı. Geriye sadece “metruk” inanç merkezleri ve mezarlıklar kaldı. Ermenice tabiriyle Hayastan adeta yetim kaldı. 

Van’ın Ermeni mitolojisi açısından nerdeyse kutsal bir mekân olduğu malûm. Ermeni halkının ölülerine dahi tahammül etmeyen bir “hikmet-i hükümet”, acaba ortak bir yaşam inşa edebilir mi? 

Van’daki manzaranın bir benzeri daha önce Azerbaycan Culfa’da bulunan Ermeni mezarlığının başına da geldi. Mezarlık, tepkilere rağmen bir “atış poligonuna” çevrildi.  Adına hastalıklı Pantürkist refleks mi denir, yoksa kronikleşmiş Ermeni fobisi mi denir? Gerçek şu ki ülserli kafalar, kuşlara konan kötü huylu bir kene gibi Küçük Asya’nın kültürel mirasını yok ediyorlar. 

 Bir başka öykü de İstanbul’da Surp Agop Mezarlığı ve Kilisesi’nin arazisiyle ilgili. Küçücük bir türbeyi dahi koruma altına alan, onaran ve halkı dualara davet eden “hoşgörü bezirgânları”, İstanbul’un göbeğinde tarihî bir mekâna “Sodom” şehri muamelesi yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.

 Panorama çok da iç açıcı değil. Memleketin her cenahında özellikle kiliselerle ilgili sonu gelmez bir vandalizme tanık oluyoruz. Asianews adlı haber sitesi bu konuyu son günlerde işliyor. Mesela Urfa Germuş’ta Surp Asdvadzadzin Kilisesi’nde “barbekü partisi” verildi. Defineciler tayfası, Kayseri Surp Toros Kilisesi’ni kazıp duvarlarına sprey boyayla yazı yazdı. Kalem kullanmasını dahi bilmeyen güruh, kutsal bir mekânın ikonalarla süslü duvarını okul tahtasına çevirebiliyor.  

Peki, yönetici erk böyle bir yol izlerken Küçük Asya “milleti” ne yapıyor?

Maalesef devletin tepesinde keman çalındığında halk da dans ediyor.