Azeri yazar ve oyun yazarı Akram Aylisli şöyle yazıyordu.”Nahiçevan bölgesinin Agulis köyünde daha önce tanrılara denk insanlar yaşıyordu. Onlar  su tedarik ediyor, bağ-bahçeler kuruyor, taşları işliyorlardı.  Onlar, Agulis topraklarının her karışını küçük cennet haline getirmek için para kazanmak amacıyla yüzlerce komşu kasaba ve köylere giden Ermenilerdi.

Zorla öldürülen her Ermeni için bir mum yakılsa, o mumların parıltısı ay ışığından daha parlak olurdu. Ermeniler çok şeye katlandılar, ancak imanlarını değiştirmeyi kabul etmediler.

Bu insanlar ıstıraptan ve şiddetten bıkmışlar ama kiliselerini inşa etmekten, kitaplarını yazmaktan, Tanrılarına dua etmekten, ellerini gökyüzüne doğru uzatmaktan asla vazgeçmediler.”

“Taşlı Rüyalar” adlı romanında yazılan bu sözler için yazar Akram Aylisli, ülkesinde zulüm ve tehditlere maruz kaldı, tüm unvan ve ödüllerden mahrum edildi. 

Nahiçevan’ın tarihi.

Yahudi tarihçi Josephus Flavia’nın yorumuna göre 1. yüzyılda Nahiçevan’a verilen Ermenice adı, ilk yerleşim yeri (Nuh’un Gemisi) anlamına gelir. Ona göre, Nahiçevan şehri, İncil’de bahsedilen Nuh’un Gemisi’nin indiği dağın eteğine inşa edildi. Max Fosmer’e göre Nahiçevan’ın yer adı Ermenice İcevan ve Avan-kasaba kelimesinden gelmektedir. Alman filolog Jerry Hübschman da böyle bir yoruma katılıyor.

Yazar Yevgeni Pospelov, Dünya Coğrafi İsimleri ve Yer Adları Sözlüğü’nde, en eski yazılı haliyle Nahiçevan’ın “Nahçayi” adı eski Ermenice idi ve bir kabile adıdır. Transkafkasya ve  Küçük Asya’nın eski yer adları üzerinde ise çok etkili olan Van unsuru mekan, ev,  yerleşke, toprak anlamında kullanılmıştır. “Britannica” ansiklopedisi, bölgenin ve kentin tarihini M.Ö. 1500’den beri takip ediyor. M.S. 2. yüzyılda şehir Nahçoana olarak biliniyordu.

M.Ö. 2. yüzyılın başlarında Nahiçevan, Kral I. Artaşes’in ikametgahıydı.

Şimdiki  Nahiçevan toprakları, Büyük Ermenistan’ın Vaspurakan-Syunik eyaletlerinin bir parçasıydı. 4. yüzyılın sonunda, Mesrop Maştots ve birkaç bilim insanı Vaspurakan eyaletinde vaaz veriyorlardı ve Maştots, İncil’in yerel halkın anlayabilmesi için Ermeniceye çevrilmesi gerektiğine orada karar verdi. 456 yılında Maştots tarafından vaaz edilen yere bir manastır inşa edilmiş ve Mesropavan köyünde korunmuştur. 623’te Nahiçevan, Bizans İmparatorluğu’nun İran’a seferini yürüttüğü Ermenistan’ın şehirlerinden biri olmaya devam etti. 7. yüzyılın ortalarında tüm Transkafkasya Arap halifeliğinin yönetimine girdi.

O zamanın Arap kaynaklarında Nahiçevan, Naşava olarak anılmaktadır. 705’te Araplar, Nahiçevan’ın ve komşu köylerin kiliselerinde  bir antlaşma imzalama bahanesiyle davet edilen Ermeni aristokrasisinin birkaç yüz üyesini yaktı.

885’te Nahiçevan, Ani krallığının ikinci kralı Birinci Sımbat Bagratuni tarafından Araplardan geri alındı ve 891-892’de şartlı olarak Syunik prensine teslim edildi.

Bundan sonra, Stepanos’un kronolojisinden de anlaşılacağı gibi, Türk fethinden sonra bile önemini koruyan Nahiçevan’da Orbelyan ve Proşyan aileleri hüküm sürdü. Julium de Rubrakh, 1253-1255 yıllarında Nahiçevan’da Ermenilerle yaptığı görüşmeyi aktardı. Moğolların yenilgisinden hemen sonra şehri ziyaret eden Rubrakh, bir zamanlar büyük ve güzel şehrin yerinin neredeyse bir çöl haline geldiğini keşfetti. Eskiden orada 800 Ermeni kilisesi vardı, şimdi sadece iki küçük kilise kaldı ve diğerleri Saratsi kabilesi tarafından yıkıldı.

14. yüzyılda Nahiçevan Timur tarafından yok edildi. 1500 civarında, dört ya da beş bin kişilik Kenger Türk göçebe kabilesi, Araks Nehri’nin kuzeyindeki  İran ve Ermenistan  bölgelerine yerleşti. 16. yüzyılın başlarına gelince, Nahiçevan bölgesinde genellikle Hıristiyanlar ve birkaç Pers yaşıyordu. Ermenilerin Nahiçevan’dan sürülmesi, Nahiçevan bölgesindeki Ermeni nüfusunun büyük çoğunluğunun öldürüldüğü veya İran’a sürüldüğü Osmanlı-Fars Savaşları sırasında 16. yüzyılın sonlarında ve 17. yüzyılın başlarında olduğu açıkça belirtildi. Aynı zamanda, Transkafkasya sadece kendiliğinden değil, aynı zamanda bilinçli olarak Kürtler ve Türk göçebe kabilelerle iskan edildi.  1603 sonbaharında Şah Abbas, Osmanlı İmparatorluğu ile savaş sırasında Nahiçevan bölgesini ilk kez işgal etti, ancak 1604 yazında Osmanlı birlikleri, Şah Abbas’ı şaşırtan bir karşı saldırı başlattı. İşgal altındaki toprakları korumayı ummayan Şah Abbas, Ermenileri ve Müslümanları İran’a sürgün ederek tüm nüfusu Nahiçevan’dan sürgün eden bir taktik kullanmaya karar verdi.

Büyük Sargon’un çağdaşı Arakel Davrijetsi, onun müreffeh ve verimli Ermenistan’ı ıssız bir çöle çevirdiğini yazdı. Toplam 250-300 bin Ermeni Nahiçevan’dan İran’a sürüldü. Özellikle, nüfusunu kaybetmiş ve bölgedeki en büyük Ermeni ticaret şehri olan Cuğa’ya. Cuğa’nın yaklaşık 20.000 sakini İsfahan’a göç etti ve burada hâlâ var olan bir Ermeni banliyösü yarattılar.

“Gerçek Yaşam Batı Ermenistan’ın Kendisidir”