İsviçre’de yaşayan Ermeni hayırsever ve iş insanı Hraç Kaprielyan, “Artsakhbank” AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve İsviçreli seçkin saat üretim şirketi Franck Muller şirketinin Genel Müdürüdür.

Hraç, Konstantinopolis’te doğduğunu belirtmektedir ki, bu hem şehrin çeşitliliğini hem de kökenleri Orta Çağ’a kadar uzanan ailesinin gururunu yansıtan bir ifadedir.

Hraç’ın aile mirası onu hem zorunlu kılmakta hem de teşvik etmektedir.

O, çok hareketli ve mücadeleye hazır bir kişiliktir. Hraç Kaprielyan faaliyetlerini sadece sözlerle değil yaptığı işlerle kanıtlamaktadır. 

Onun Hraç olan adı “ateşli göz” anlamına gelir-insan ruhuna nüfuz etmeyi sağlayan bir pagan sembolüdür. 

Kavgalı Çocukluk

Hraç 1953’te doğdu. “Biz çocukken komşu çocuklarla oynardık. Biz Ermeni askeriydik, onlar da Türk askeriydi. Bazen onları döverdik ama sayıları çok olduğu için onlar bizi daha sık dövdüler” diye hatırlıyor.

Anne ve babasının boşanması onu derinden etkilemiştir. Hraç, “O zaman bu olay beni çok

incitti. Bir gece içinde arkadaşlarımın evlerinde nahoş bir misafir gibi oldum” diye hatırlıyor.

Hraç o yaşta artık politize bir genç oldu. “Gençlerin çoğu komünistlerin ve sosyalistlerin etkisi altındaydı. Eşitlik, barış, adalet: bunlar bizim değerlerimizdi” diye hatırlamaktadır.

Altın Miras

Hraç’ın anne tarafından  kuyumcu olan dedesi Bulgaristan’ın Varna kentinde doğdu. Hraç, “Jirayr güçlü ama nazik ve düzgün bir adamdı. İnsanlar ona altınlarını emanet ederdiler. O, işler, temizler ve daha pahalı bir şeye dönüştürürdü.”

Hraç’ın babası Gığmes de bir kuyumcuydu. Gümüş ve değerli mücevherlerin yapıldığı bir evde büyüyen Hraç, takılar ticaretine başladı ve henüz 13 yaşında başarıya ulaştı.

Beş yıl sonra, New Jersey’e taşınan dedesi ve büyükannesi Jirayr ve Ağavni ile yaşamak için Amerika’ya gitti.

“23 yaşında kendi işimi kurdum. Önceleri kuyumcu olarak çalıştım ama kısa süre sonra kendi takılarımı tasarlamaya ve yaratmaya başladım, 30 yaşıma geldiğimde ilk milyonumu o zaman kazandım” diye anlatıyor.

1989’da Hraç Ermenistan Cumhuriyeti’ne gitti. “Depremden sonra tek yapmak istediğimiz insanlara yardım etmekti” dedi. O zamandan beri sayısız projeye fon sağladı ve 50’den fazla çocuğun şefkatli vaftiz babası oldu. Banka ve inşaat şirketine ek olarak, onun ve iş ortaklarının Ermenistan Cumhuriyeti  ve Artsakh Cumhuriyeti’nde çiftlikleri var. Ayrıca halk onu Yerevan’daki “Ararat” futbol kulübünün başkanı olarak da tanımaktadır.

Büyükannesine göre, Hraç 45 yıldır memleketi olan Türkiye’ye gitmedi. “Öfkemi kontrol edebileceğimden emin değilim,” dedi ve devam etti: “Çok güçlü duygular doğabilir, kolay anlatılması mümkün değildir.” Kötülük, acı, güçsüzlük, kafa karışıklığı, sevgi, keder ve  öfke, bunlar ona hala huzur vermeyen sadece birkaç duygu. Ülkesinin ve ailesinin çalkantılı tarihi her şeyi haklı çıkarıyor. 14. yüzyılda göçebe kabilelerin istilaları ve depremler, Ermenistan’ın eski başkenti Ani’yi harabeye çevirmiştir. Hraç’ın ataları, günümüzün en eski şehirlerinden biri olan ve sürgün edilmiş çok sayıda Ermeni’nin yaşadığı Kırım yarımadasına taşındı. 1700 yılında geri dönmeye karar verdiler. Hraç, “Ailemizin bir kısmı Ankara’ya uzak olmayan  Kalecik kentine gitti. Hayatımın çoğunu birlikte geçirdiğim babaannem Gülizar bana böyle anlattı” diyor. Hraç’a Soykırım’ı anlatan ailesi değil kendisiydi. “Ben sadece yedi yaşındaydım ve o artık 80 yaşındaydı. Hayat ona oldukça acımasız davrandı. Çok sigara içerdi, yanına oturtup anılarını paylaşırdı. Kendisini daha rahat hissettirmek için ben de sigara içiyormuş gibi rol yapardım” diye hatırlıyor ve devam ediyor: “İnsanlar büyük bir saygı göstergesi olarak dedenize Nerses Ağa diye hitap ederlerdi. Bizim bağlarımız, atölyemiz ve birkaç evimiz vardı. Bir gece dört Türk evimize 15 at getirdi. Erkekleri hemen ayrılmaya ikna ettiler çünkü ertesi gün kötü şeyler olacaktı. Ama erkekler, ailelerini yalnız bırakmayı reddediyorlar. Ertesi sabah suç ortakları köye geldi ve onları öldürmek için 17 erkeği  tutukladı. Bu, birçok Ermeni’nin çektiği bir kaderdi. Hayatta kalan tek kişi, tüm vahşete tanık olmak zorunda kalan 13 yaşındaki Minas oldu. Subay, henüz bir çocuk olduğu için bağışlanmasını emretti. Sonunda, o memur 28 çocuğun hayatını kurtardı. Eve giderken, başka insanlar çocukları öldürmek istedi, ancak subay, onları güvenli bir şekilde eve götürmesini emredildiğini söyledi. Köye dönen Minas hala şoktaydı. Eski bir geleneğe göre,  tekrar güç ve şifa verecek diye genç bir köpeğin kanını içmesi gerekiyordu.

“Benim ve dedenin  13 çocuğu vardı, baban Gığmes bizim en küçük çocuğumuzdu. Sürgün sırasında yolda doğdu. Ne suyumuz ne de yemeğimiz vardı. Küçük oğlumuz dizanteri hastasıydı, yakında öleceğinden emindim. İyi insanların ona sahip çıkacağını umarak ondan ayrılacaktım çünkü bana ihtiyacı olan 12 çocuğum daha vardı. Ama gelinim, Kürt köyüne ulaşana kadar onu kucağında taşıdı, köydekiler çocuğa üzüm suyu içirdiler. İnsanlar babana Nerses Ağa’nın oğlu diyorlardı. Böylece hayatta kaldı, diğer sekiz çocuğumuz öldü.”

Gığmes, hayatı boyunca babasının hasretlik acısını çekti. Sağ kalanlar köylerine döndü. Bir gün Gülizar, Nerses’in yüzüğünü başka bir adamın elinde gördü ve bayıldı. Gönlünde bir mucize umuyordu.

Kaprielyan ailesinin bazı üyelerinin İslam’a geçmekten veya isimlerini değiştirmekten başka seçeneği yoktu. Gülizar ve birkaç kişi Konstantinopolis’e taşınırken, bazı şanslı insanlar Rusya’ya kaçtı. On yıl sonra akrabalarını bulmak için Rusya’dan döndüler. Onlar Kamçatka’da başarılı kürk tüccarları olmuşlar ancak akrabalarına katılmak istiyorlardı. Ermeni gazetelerinde kayıplarla ilgili ilanlar yayınlamışlar ama kimsenin onlardan haberi yoktu, o zaman Gığmes daha çocuktu, fakat  bütün kadınlar Türkçe okuyabiliyordu.

Gün be gün Gülizar bu uzun destansı hikayenin yazılarını Hraç’a aktarıyordu. Hraç’ın itiraf ettiği gibi, Gülizar ondan korkunç suçların intikamının alacağını bekliyordu.

Hraç, “Ama Ermeni kimliğim için ona borçluyum” diyor. 

Daha da büyük bir kötülük yapmadan kötülükten intikam almak mümkün müdür? Hraç, bu sorunun basit bir yanıtı olmadığını itiraf etti. Suçluluk duymadan Kaprielyan’a sadık olmayı öğrendi. “Hayatta kalanların torunları normal bir yaşam sürdüremez” diye düşünüyor. “Bu, tedavisi bir değil iki yüzyıl sürebilen bir hastalık gibi.”

Hraç’ın vatanseverliği, Ermenistan’a olan bağlılığının itici gücüdür.

Bir yandan da “Sadece Türk olduğu için birinden nefret edebilir miyim? Hayır, ben yapamam, böyle olamam” diyor.

Kaynak:

https://bit.ly/3HgeBBb