Batı Ermenistan’daki geniş Ermeni ailemizin sürgün edilenlerin çocukları ve torunları olan her ferdi, Türk devletinde acı ve endişe görüyor. Bazıları geri çekilip kabuklarına giriyor, isyan ediyor, ve bu doğru. Diğerleri daha ılımlı, sağduyuya yatkın, onlar da haklılar.

Kimisi hukukun dallarına tırmanır, kimisi tarihin balonundan asılır, onlar da haklı. Tarihçiler haklı, dini liderler ve politikacılar haklı, ben de çılgın ve lirik  bir hayalperest olarak haklıyım.

Ama hepimiz, amaçları farklı olan usturaların eşiğindeyiz, birlikte veya bireysel olarak yüz altı yıllık yoğun sisi aşmaya çalışıyoruz, bu da tüm talihsizlikleri ortadan kaldıracak hayali feneri hayal etmemizi engelliyor.

En çaresiz ve sabırsız olanlar, değişen yollarıyla dengesini kaybeden ve duyma yetisini yitiren bu dünyaya karşı seslerini yükselten  en gerçekçilerdir. 

Yüz altı yıl sürgünde yaşadıktan sonra, kök ve kültür portföyü olmayan elçiler olarak hareket ettik, böylece, bu eşsiz dünya bizim sorunumuzu düşünsün, adalet için taleplerimize empati duysun diye tüm dünyanın saygısını ve minnettarlığını kazandık. 

Türk devleti, halkımıza karşı sadece rezil bir soykırım yapmakla kalmamış, bölgenin yerli halkı olan Ermenilerin varlığını da halkının bilincinden silmiş. 

1.5 milyon kardeşimizi yok etmekle yetinmeyip, milli mirasımızı sistemli bir şekilde yok ederek bir kültür soykırımı da gerçekleştirdiler.

Bugün genç Türkler Ermeniler hakkında bir şey duyduğunda şaşırıyorlar, pratikte onları bilmiyorlar, büyükanne ve büyükbabalarının çoğunlukla soykırımcı (katil) olduğu fikrini reddediyorlar.

“Kimse görmek istemeyenden daha kör değildir” deyimini hepimiz biliyoruz,  ama mesele onların görmek istememesi değil, esas mesele onların kör olmasıdır. Türk devleti, gökyüzünün kendilerinin ve sevgili ulusal kahramanları Atatürk, Mustafa Kemal’in üzerine  yıkılacağından korkarak adi geçmişini inkar ediyor. Soykırımın farkında olan bazı Türkler, Atatürk’ün Talat’ı, Enver’i ve diğer soykırımcıları bir savaş suçlusu olarak tanıdığını ısrar ederken, Atatürk’ün  Pilatus gibi ellerini yıkadığı, çözülmesi gereken başka sorunları olduğu için kravatını bağlamak zorunda kaldığı apaçık görülmektedir.

Mütevazı platformumdan, Türk devletinin akrabalarımıza karşı yaptığından sorumlu tutulmasını talep ediyorum. Ermenilere yapılan soykırım cezasız kalmamalı. Türk halkı hafızasını geri kazanmalı, gerçek tarihini bilmeli, İstanbul’da ve Ankara’da kendilerine satılanları kabul etmemelidir. Ermenilerin kutsal Ararat Dağı’nın onlara ait omadığı gibi  Ermeni şehirleri ve vilayetlerinin de kendilerine ait olmadığını da bilmeli. Türkiye’nin Azerbaycan’a kadar uzanmadığını, Nahiçevan ve Artsakh’ın (Dağlık Karabağ) tarihsel olarak dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermenilere ve onbin yıldan fazla bir geçmişe sahip gerçek sahiplerine ait olduğunu ve Sovyetlerin keyfi olarak bunları Azerbaycan’a verdiğini bilmelidirler.

Türkiye, müzelerinde sergilenen eserlerin başka milletlerden yağmalandığını, saraylarının ve  camiye dönüşmüş dört minare ile süslenmiş Ayasofya’nın Ermeniler tarafından yapıldığını ve  kendilerinin sözde Avrupalılaşmış olmalarının ucuz bir taklit olduğunu hatırlamalıdır.

Türk devleti, ırksal tahakkümün bir mit olduğunu, buna bağlı olarak önceliği olan dinlerin olmadığını anlamalıdır, bir kişiyi öldürmenin suç olduğunu ve bir buçuk milyon insanın yok edilmesinin sadece bir istatistik olmadığı bir buçuk milyon kez suç olduğunu anlamalıdır.  Ve bu Soykırımdır, tüm insanlığa karşı bir soykırım.

Saygılarımla, Raymond Rupen Berberyan

Çalınan vatanın bir şairi

BATI ERMENİSTAN

“Tarihi değiştirelim…”

raymond_berberian14@yahoo.com.ar