18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Panah Han ve haleflerinin izlediği politika sonucunda Şuşi’deki Müslüman, Türk-Kürt aşiretlerinin sayısı suni olarak artmıştır. 1823’te Rus İmparatorluğu tarafından yapılan nüfus sayımına göre şehirde 3.350’si Ermeni (%40,3), Tatarlar-4670 (%56,2), Kürt-270 (%3,5) olmak üzere 8.290 kişi yaşıyordu.

Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında Şuşi’deki demografik durum düzelmeye başladı. 1886’da Rus makamları daha ayrıntılı bir nüfus sayımı yaptı ve buna göre Ermeniler, %56,6 (15.100) olarak çoğunluk oluşturdu, Tatarlar  ise nüfusun %43.3 (11.000).

1897’de, tüm Rusya’da ilk nüfus sayımı yapıldığında, durum neredeyse değişmedi: şehrin yüzde 55.8’i Ermeni olan 25.800 nüfusu vardı. [G. Sarkisyan, DAĞLIK KARABAĞ’IN 100 YILLIK NÜFUSU (1823-1923) 1 (Etno-demografik çalışma)].

Bu oran, küçük değişikliklerle Mart 1920’ye kadar korunmuştur: Artsakh Genel Valisi olarak atanan Khosrov Bek Sultanov komutasındaki Azeri birlikleri, Büyük Britanya’nın yardımıyla Şuşi’nin Ermeni mahallesini yakıp bir Ermeni katliamı düzenledi.

Çeşitli tahminlere göre 6-10 bin Ermeni katliam ve yangınlara kurban gitmiş, geri kalanı ise şehri terk etmiştir. 1921’de Şuşi’de sadece 290’ı Ermeni olmak üzere 9200 kişi kaldı.

Azerbaycan’ın izlediği Türk soykırım politikası, Ermeni şehri Azerbaycan şehrine dönüştürülmesine yol açtı ve Artsakh’ın tamamı Sovyet Azerbaycan’ı tarafından işgal edildi.

Bugün Azerbaycan giderek daha çok tarihe yöneliyor ve açıkça gerçekleri çarpıtarak  tahrif ediyor. Aynı zamanda Azerbaycan propagandasının ana tezlerinden biri de “Artsakh her zaman Azerbaycan’ın bir parçası olmuştur” iddiasıdır.

Halbuki, Azerbaycan adında bir devletin 1918 yılının Mayıs ayında  kurulduğu ve Gence şehrini (Rus İmparatorluğu döneminde Gandzak, Yelizavetpol)  başkent ilan ettiği bilinmektedir. O zamanlar Bakü henüz Tatarların kontrolünde değildi ve sadece 15 Eylül 1918’de Türk birlikleri tarafından işgal edildi. Sonraki iki ay içinde Türk-Tatar güçleri Bakü’de Ermenilere yönelik katliamlar gerçekleştirerek yaklaşık 20.000 kişiyi öldürdü.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulmasından önce, 1917’nin ortalarında, Artsakh’ta Ermeni özyönetim ve öz savunma organlarının oluşumu başladı. Yerel Tatar nüfusu ile anlaşmazlıkların üstesinden gelmek için Ermeni-Tatar Konseyi faaliyete geçti.

Ermeni bölgelerindeki yönetim organı, üyeleri Aralık 1917’de seçilen Büro idi ve Komiserler Konseyi Büro’ya bağlı olarak faaliyet gösteriyordu. İkincisinin fermanıyla, 22 Temmuz 1918’de, 21 Ermeni köyünden iki temsilci ve Şuşi’den 8 vekilin katıldığı ilk Artsakh kongresi yapıldı. Toplam milletvekili sayısı 60 kişiydi.

Meclis, vergilendirme, mahkemelerin kurulması ve dış ilişkilerin kurulması dahil olmak üzere bir dizi önemli karar aldı. Dış ilişkiler açısından ise “Artsakh’ın Ararat (Ermeni) Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu” duyurulmaktadır. Meclis ayrıca Artsakh Halk Hükümeti’ni de seçer. Bakü’nün işgalinden önceki dönemde ve ondan sonra Türk birlikleri, Artsakh’ın Ermeni yapılarına defalarca ültimatom vererek Azerbaycan’a itaat etmelerini talep etti. Ancak Artsakh Ermenilerinin sonraki toplantılarında bu talepler reddedildi. Kısa bir süre içinde Türk birlikleri Artsakh’ı ele geçirmeyi başardı, ancak Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşı’nın diğer cephelerinde yenilgiye uğraması Ankara’yı birliklerini Kafkaslardan çekmeye zorladı.

Ocak 1919’da Türk birliklerinin yerini alan İngilizlerin aktif desteğiyle Khosrov Bek Sultanov, Artsakh Genel Valisi olarak atandı. Ancak Artsakh Ermenileri Ulusal Konseyi onun otoritesini tanımıyor. Bu, Nisan 1919’da Artsakh Ermenileri 5. Kongresi’nin kararında ve Sultanov’a gönderilen mektupta şöyle deniyor: “Artsakh Ermenileri Kongresi, Kongre için Azerbaycan hükümetiyle teklifinizi görüşmek için herhangi bir formatı kabul edilemez buluyoruz.”

 5. Kongrede alınan kararda, Artsakh’ın Azerbaycan hükümetini asla kabul etmediği ve kabul etmeyeceği ifade edildi. Bununla uzlaşmak istemeyen Sultanov, Türk ordusunun yardımıyla Artsakh’taki Azerbaycan askeri varlığını güçlendirmeye başladı. 4-5 Haziran 1919’da Şuşi ve komşu köylerindeki Ermenilere karşı 500-600 kişinin ölümüne neden olan katliamlar düzenlendi. En fazla Gaybalu köyü zara gördü, neredeyse yok edildi ve nüfusun çoğu öldürüldü. (M. Harutyunyan Dağlık Karabağ 1918-1921, Yerevan, 1996).

Artsakh Piskoposu Vahan, Dünya Ermenileri Katolikosu V. Gevorg’a, Tatarların Krkjan, Paylur ve Camila köylerinin sakinlerini katlettiklerini bildirdi, Karintak ve Daduşen köylerinin sakinleri  ise öz savunma güçleri sayesinde çok sayıda kurban vermekten kaçındı. Ayrıca Şuşi’de de öldürülen  insanların sayısı çok az- sadece birkaç düzine. Fakat siyasi çözümler çok daha karmaşık oldu: İngilizlerin baskısı altında, bir dizi Artsakh lideri bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu eylemlerin Türk Soykırım politikasının organik bir devamı haline geldiği o dönemde bazı Amerikalı liderlerin raporlarında yer almaktadır. Bu bağlamda ABD Ulusal Arşivlerindeki belgeler  özel bir değere sahiptir. Özellikle İtilaf Devletleri Kafkasya Yüksek Komiseri Rouen, raporunda “Sultanov’un Ermenileri yok etme politikası izlediğini, İngilizlerin izniyle vali tarafından desteklenmediği takdirde Tatar saldırılarına izin verildiğini” belirtiyor. [G. Mahmuryan, Şuşi 1919-1920 ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerinde ve Ermenistan Ulusal Arşivleri].

Haziran katliamlarından sonra Azerbaycan ve İngiltere baskıyı yoğunlaştırdı, bunun sonucunda 22 Ağustos’ta 7. Artsakh Ermenileri Kongresi’ne katılanlar Barış konferansı çerçevesinde nihai karara kadar Artsakh’ı geçici olarak Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanımak için taviz vermek zorunda kaldılar. Bu husus özellikle önemlidir, çünkü gelecekte Azerbaycan tarafı, Paris Barış Konferansı’nda herhangi bir karar alınmadığı için Artsakh’ın nihayet Azerbaycan’a boyun eğdiğini kanıtlamaya çalışarak gerçekleri manipüle etmeye başlayacaktır.

Halbuki antlaşma, salt Paris konferansının belirli talimatlarını içermiyordu. Belgenin 26 maddeden oluşan 5. paragrafı, Ermenilerin ve Müslümanların üçer temsilcisinin katılımı ile genel vali başkanlığında bir konseyin kurulduğunu ve bu konsey olmaksızın etnik sorunların çözülemeyeceğini belirtiyor (7. madde). 10. ve 11. maddeler, Ermeni Ulusal Konseyi’nin önerisi üzerine, genel valiye bir Ermeni yardımcısının atandığını ve Ermenilerin kültürel öz yönetimlerini sürdürdüklerini belirtmektedir. 15. madde çok önemli: Birlikler Hankendi (Varak, daha sonra Stepanakert) ve Şuşi’de konuşlanmalı ve sayıları barış zamanına uygun olmalıdır. Ermeni topraklarında herhangi bir askeri hareketi, Genel Vali altındaki konsey üyelerinin ⅔ oylarıyla onaylanmalıdır (16.madde). Bu ve diğer noktalar sonraki aylarda Azerbaycan tarafından büyük ölçüde ihlal ediliyor. Azerbaycan, konseyin izni olmadan askeri operasyonlar yürütmek için Zangezur’a asker gönderiyor, Ermenileri silahsızlandırıyor ve böylece anlaşmanın 19. maddesini ihlal ediyor. 

Şubat 1920’de Azerbaycan tarafı, Artsakh Ermenileri Ulusal Konseyi’ne Azerbaycan’ın egemenliğinin nihai olarak tanınmasını talep eden bir ültimatom sundu, bu da anlaşmanın birinci maddesinin ağır ihlaliydi. Artsakh Ermenileri 8. Kongresi, Şoş köyünde yapılıyor ve bu sırada milletvekilleri, 7. Kongre kararlarının tüm ihlallerini dikkate alarak bu talepleri reddediyor. Azerbaycan, reddedilerek  sorunu zorla çözmek için birliklerini Artsakh’ta yoğunlaştırmaya devam ediyor. 1920 yılının 23 Mart  sabahı Şuşi’deki Ermeni mahallesine saldırı düzenlendi. Üç gün boyunca katliamlar yapılır, Ermeni evleri, kiliseleri, kültür ve eğitim kurumlarının binaları yakılır.

15 Mayıs’ta Şuşi İdari ve adli işlevleri olan piskoposluk organı üyesi Karapet Vardapetyants ve Sekreteri Mirza Ter-Sargsyan, Dünya Ermenileri Katolikosu’na Şuşi’deki 12-13.000 Ermeni’den 4.000’inin öldürüldüğünü, yaklaşık 3.000 Ermeni’nin esir alındığını belirten bir rapor gönderdi. Artsakh Piskoposluğu başkanı da dahil olmak üzere birçoğu idam edildi. Esir düşen kadınlar Sultanov’un ve  Tatar subayları tarafından tutuluyor. 6.000 ile 6.700 kişi Şuşi’den kaçtı.

Böylece, verilere göre, katliamlar sırasında ve sonraki birkaç gün içinde Şuşi’de yaklaşık 6.000 Ermeni öldürüldü. Diğer kaynaklar ölü sayısının yüksek olduğunu açıkça belirtiyor.

Kaynak: EC Ulusal Arşivi

Tiflis “Slovo” (Söz) gazetesi 16 Nisan 1920 tarihli sayısında Şuşi katliamlarına atıfta bulunarak şöyle yazdı: “Şehirde taş üstüne taş kalmadı.”

Katliamlardan sonra Şuşi’de neredeyse hiç Ermeni kalmamıştı. Azerbaycan’ın soykırım politikasının bir sonucu olarak Şuşi bir “Azerbaycan” şehrine dönüştü. 1930 yılında burayı ziyaret eden Rus şair Osip Mandelstam ve eşi durumu şöyle anlatmıştır: “Şehir sonsuz mezarlıkla başladı, sonra yıkık şehrin sokaklarının indiği küçük pazar meydanı vardı. Birkaç harap evden oluşan, sakinleri tarafından terk edilen köyleri zaten gördük, ancak bir zamanlar zengin ve müreffeh olan bu şehirde, felaket ve katliam manzarası çok açıktı.”

Geçen yüzyılın 60’larında, Sovyet Azerbaycan yetkilileri şehrin Ermeni kökenli son izlerini ve katliamların kanıtlarını  silmeye çalıştı. Ermenilerin yıkık evleri, kilise kalıntıları, kültürel anıtların çoğu sonunda yıkıldı.

9 Mayıs 1992’de Şuşi Azerbaycan işgalinden kurtarıldı ve asıl sahiplerine iade edildi.

Şu anda, Artsakh Cumhuriyeti yetkilileri Şuşi’deki Gyovhar Ağa Camii’nin restorasyonu gibi hem Ermeni hem de Müslüman kültürel anıtlarını korumak ve yeniden inşa etmek için çabalıyor.

Taron Hovhannisyan – “Orbeli” analitik merkezinin uzmanı

24/03/2020