1918 Brest-Litovsk Barış Antlaşması’nın sonuçları ve önemi kadar uzun ve kasıtlı olarak çarpıtılmış bir konuyu Rus tarihçiliğinde bulmak pek mümkün değildir.

Tarih biliminin ideolojik klişelerden, iktidarda olan SBKP tarafından bir toplumsal düzenin yerine getirilmesinden kurtuluşu, Ermeni halkına karşı  bu utanç verici ve hain Barışın sonuçlarını nesnel ve kapsamlı bir şekilde incelenmesi için belirli umutlar doğurdu.

Gerçekten de, 90’ların başında, Rus tarih biliminde, yeni konumlardan sorulan soruları değerlendirmeye yönelik bir dizi çalışma ortaya çıktı. Bu yayınlar arasında N. Mikhaylov, V. Juravlyov, A. Pantsov, Yu. Felidtinski’nin makaleleri yer almaktadır.

Ancak, bu eserleri daha yakından incelediğinizde ister istemez hayal kırıklığı yaratan bir sonuca varıyorsunuz: Ermeni halkının kaderi ve Rusya’nın Almanya’nın emriyle Türkiye’ye verdiği Ermeni toprakları, yine bu çalışmaların yazarlarının dikkatinden kaçtı. 

Yine, daha önce olduğu gibi, bilge Lenin’in öngörüsünün güya doğrulandığı tezi onuncu kez tekrarlanıyor: Bu haksız barışın kırılganlığı ve Almanya’daki Kasım Devrimi’nden sonra 13 Kasım 1918’de Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi ve Halk Komiserleri Konseyi tarafından feshedilmesi hakkında.

Aynı zamanda, bu antlaşmanın şartlarının resmen tek taraflı olarak feshedilmesinin, aslında hiçbir şekilde antlaşma kapsamında verilen Ermeni topraklarının Ermenistan’a geri verilmesine yol açmadığı inatla unutulmaktadır. Ve Batum sonunda Gürcistan’a iade edildiyse, Kars ve Ardahan asla Türkiye’den kopmadı ve  bugüne  onun bir parçasıdırlar.

Olayların ana hatlarını kısaca hatırlatalım.

Bildiğiniz gibi, 1 Mart 1918’de Brest-Litovsk’taki barış görüşmelerinde Sovyet heyeti, barış antlaşmasının ültimatomunun son metnini, önceki taslaktan çok daha zor aldı.

Bu ültimatomda, Ermeni halkının kaderini korkunç bir şekilde değiştiren tamamen yeni bir talep ortaya çıktı: Ermenilerin çoğunlukta olduğu Ardahan, Kars ve Batum bölgeleri Rusya’dan Türkiye lehine koparılacaktı. 3 Mart’ta sözleşme imzalandı. Bu ne anlama geliyordu? Bu, Bolşeviklerin iki günden daha kısa bir sürede, sonuncusunun rızasını bile sormadan bütün bir halkın kaderine karar vermesi anlamına geliyordu. Brest Barış Antlaşması’nın 4. maddesi, savaş sırasında ele geçirilen Türkiye Ermenistanı’nın topraklarının yanı sıra Kars, Ardahan ve Batum bölgelerini de Türkiye’ye iade etti.

Dikkat çekmek istediğimiz ve tarih yazımında hiç gündeme gelmeyen asıl soru, Nahiçevan ve Rostov-na-Donu’ndaki Ermeni nüfusunun Brest Barış anlaşmasının sonuçlandığı haberine olan tepkisi. Bize,G. Kh. Çalkhuşyan’ın “Kırmızı Kitap”ta verilen  “Don Ermenilerinin Protestosu” adlı benzersiz bir belge ulaşdı. “Kırmızı Kitap”ta dahil olmak üzere G. Kh. Çalkhuşyan’ın çalışmaları bibliyografik olarak nadir olduğundan, bu belgeyi bütünüyle sunuyoruz:

Don’daki Ermenilerin protestosu

“Don Ordu Bölgesinin Ermenileri, evrensel, doğrudan, eşit ve gizli oyla seçilen Rostov-na-Donu ve  Nahiçevan Topluluk Konseyi şahsında, kendi kaderini tayin meselesini olumsuz olarak önceden belirleyen ve Ermeni bölgelerinin işgaline, Türklerin Ermenileri yutmasına izin veren  Brest-Litovsk barışını şiddetle protesto ediyorlar. 

Daha savaşın başlamasından önce, 26 Ocak 1914 tarihli yasa, şu anda üzerinde anlaşmaya varılan Rusya, Almanya ve Türkiye dahil büyük güçler Ermenilerin Türkiye’de barışçıl bir şekilde yaşaması için gerekli olan asgari reformları kabul etti.

Kurban edilen Ermenilerin şehitliği sonsuz, uzun, canice oldu.

Avrupa, tüm şehitlerimizi, tüm acılarımızı ve ayaklar altına alınan milyonlarca hayatı öğrendiğinde dehşete düşecek ve belki de tamamen dokunulmazlıklarını hisseden Türklere  ahlaki ve fiziksel güç ve böylece her şeye izin veren Almanya, kendisi de dehşete düşecek ve titreyecek.

Brest-Litovsk barış antlaşması Ermenilere ne veriyor? Batum’dan Kars’a kadar Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerler Türklere veriliyor. Ermenilere karşı olası vahşet alanı daha da derinleşiyor, daha da genişliyor.

Ve Türkler zaten ilerliyorlar. Transkafkasya’da yeni köyler, şehirler ele geçiriyorlar ve vahşet yapıyorlar. Yeni, duyulmamış bir ateşin yeni meşalesi yakılıyor ve yine Ermenilerin her şeyi ayaklar altına alınıyor, yok ediliyor, soyguna, cinayete ve saygısızlığa maruz kalıyor.

Transkafkasya’dan meşum haberler gelmeye başladı: Ermeniler katlediliyor, sürgün ediliyor ve yüzlerce yıldır barış içinde çalıştıkları yerlerden kaçıyorlar, ve Cengiz Han’dan,  Tamerlan’dan kurtulan kültürlü bir halk özgür halklar adına ve onlar için konuşan Avrupa devletleri tarafından imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması ile açıkça yok edilmeye varıldı.

Ermenilerin katledilmesine eşdeğer bu dünyanın ne kadar rezil olduğunu bütün Avrupa bilsin. İnsanın olduğu, insan onurunun olduğu, insan duygu ve düşüncelerinin henüz körelmediği her yerde bu feryadımız duyulsun.”

Bu belgeye bir şey eklemek zor. Protesto doğası gereği kolektif olsa da, üslubu ve dili, Nahiçevan-on-Don’un seçkin Ermeni şahsiyeti, avukat, yazar ve belediye meclisi sözcüsü Grigori Khristoforoviç Çalkhuşyan tarafından yazıldığına dair hiçbir şüphe bırakmıyor. Bu belgenin hazırlandığı aynı zamanda, Nisan 1918’de, Don Sovyet Cumhuriyeti’nin 1. Sovyetler Kongresi, Brest-Litovsk Barış Antlaşması’nı onaylayan Rostov-na-Don’da yapıldı. Yurttaşlarının Türk palaları altında katledilmesini aktif olarak destekleyenler arasında hemşehrimiz Sarkis Lukaşin (Srabionyan) da vardı. Ancak neyse ki S. Lukaşin gibi insanlar azınlıktı.

Batı Ermenistan Ermenilerine yapılan hakaret, sadece Nahiçevan-na-Don’da değil, Rusya’nın çeşitli şehirlerinde de yurttaşlarının kalbinde acı bir şekilde yankılandı. Don bölgesinde yaşayan Ermenilerin protestosu, Rusya’nın birçok Ermeni kolonisi tarafından kabul edildi.

Aynı zamanda, Petrograd Ermeni kolonisi, temel fikirlerinde Nahiçevan’ı yansıtan kendi protestosunu hazırladı:

Petrograd’daki Ermenilerin Protestosu

“Brest-Litovsk Antlaşması Ermeniler için bir ölüm cezasıdır. Kana bulanmış Ermenistan, konumuna geri döner. Ermeniler, yüzyıllardır elde edemedikleri davaları, insan hakları için savaşıyorlar.

Ermenilerin hakları Avrupa tarafından tanınmaktadır. Şu anda birbirleriyle savaş halinde olan güçler tarafından imzalanan uluslararası sözleşmelerle mühürlendiler. Brest-Litovsk Barışı ile Ermenilerin kaderinden eşit derecede sorumlu olan Rusya ve Almanya, 26 Ocak 1914’te neredeyse savaşın arifesinde yeniden teyit ettikleri yükümlülüklerini ihlal ettiler. Her iki taraf da güvenliğini garanti eden koşullar hakkında tek kelime etmeden Ermenistan’ı tekrar Türk egemenliğine iade etmeyi mümkün buldu. Ermenilerin Türkiye’ye karşı varoluş mücadelesi, müttefiklerine karşı bir savaş değildir. Ve bazı durumlardan dolayı Ermenilere karşı tutumlarını değiştirmeleri için hiçbir neden yoktur.

Kısmen Ermenistan’ı ilgilendiren Brest-Litovsk Antlaşması, adalete ve Ermenistan’ın haklarına karşı derin bir şiddet eylemidir. Petrograd Ermenileri, Ermenistan’ın Türk yönetimine geri verilmesini ve Ermeni birliklerinin Ermenistan’dan çıkarılmasını ve Türk birlikleri tarafından işgal edilmesini talep eden anlaşmayı protesto ediyorlar. Türk hükümetinin Ermenistan’ı Rusya sınırlarından Müslümanlarla doldurmaya yönelik tacizine karşı protesto ediyorlar.

Ermenistan’ın reddedilen seçim bölgeleri için tanınan kendi kaderini tayin hakkını reddetmesini protesto ediyorlar.

Petrograd Ermenileri medeni dünyaya seslenmekte ve Ermeni yaşamının yeni trajedisini tüm ülkelerin kamu vicdanının yargısına sunmaktadır. İnsanlığın çiğnenmiş temellerini ve boş yere varoluşlarının pençesinden kurtulup kaderlerinin özgür inşasının açık alanına girmeye çalışan insanların haklarını savunmak için hayırseverliğin sesi yükselsin.”

Nahiçevan-na-Don Ermeni cemaatinin Brest-Litovsk Barışı ile ilgili konumuna dönerek, aşağıdaki noktalar üzerinde durmak istiyorum. Bize göre durumun paradoksu, Rus şehrinin halkının -etnik olarak çoğunlukla Rus değil, Ermeni olsa da- Rus hükümetinin kararını protesto etmesi gerçeğinde yatmaktadır. Bu birincisi. İkincisi, yapılan barış antlaşması için eşit sorumluluk her iki tarafa aittir: hem Ermenilerin geleneksel koruyucusu olan Rusya’ya hem de Almanya’ya, sonuncunun desteğine güvenen Türkler vahşetler işledi. Salt bu iki ülke Ermeni halkına yönelik soykırımın devamında suçlu olarak açıkça belirtildi ve Brest-Litovsk Barış Antlaşması’nın imzalandığı yeni referans noktası oldular. Bu koşullar altında, Rusya, Almanya ve hatta Türkiye, 26 Ocak 1914’te Ermenilerin haklarını güvence altına alan bir yasayı imzalayarak, fiilen iptal edince,Nahiçevan halkı, bu umutsuzluk çığlığının “insanın olduğu, insan onurunun olduğu, insan duygu ve düşüncelerinin henüz körelmediği her yerde duyulacağını” umarak tüm Avrupa’ya seslenmenin mümkün olduğunu düşündü.

 Avrupa bu çaresizlik çığlığına bir kez daha sağır kaldı. Yalnızca kendi iktidarını korumakla ilgilenen Rusya’nın Bolşevik hükümetinden bir şey beklemek saflık olurdu. Ancak  yorulmak bilmeyen G. Çalkhuşyan liderliğindeki Nahiçevan-na-Don’daki Ermeni halkının güçlü protesto sesi, dünyanın tüm ilerici toplumunun eşit olduğu ahlaki bir rehber haline geldi.

R.G. Tikicyan, tarih bilimleri adayı, Pyatigorsk cemaati, 1996.

“Ey Türk Halkı Papazı Dövdürtmeyecektiniz”