Yunanistan dış politikasının, özellikle de Yunan-Türk dış politikasının ilerlemesine rağmen, bariz aksilikleri de var.  Son derece talihsiz iki olay dikkat çekicidir. Birincisi, Ankara’nın Doğu Ege adalarının askerden arındırılmasını ve onların Yunan egemenliğine bağlaması; ve ikincisi, Yunanistan’ın (iddiaya göre) Türkiye’ye savaş hazırladığına dair son açıklamalar.

Genel gelişmelerin yanı sıra bir dizi girişim, Yunanistan’ın sınırlarının ötesinde bir işbirliği ülkesi olarak Doğu Akdeniz bölgesindeki konumunu güçlendirmesinin yanı sıra AB’nin Doğu ile ilişkilerinde “köprü ülke” konumunu güçlendirmesine katkıda bulunmuştur. 

Yunan-Fransız stratejik ortaklık anlaşmasının imzalanması kesinlikle 2021’in ana olayı haline geldi.

Ayrıca ,  beş yıllık genişletilmiş kapsam için gözden geçirilmiş Yunan-ABD Savunma Anlaşmasının (MDCA) İmzalanması ve ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’den kapak mektubu dikkat çekicidir.

Yunanistan’ın Amerika Birleşik Devletleri ile özdeşleşme derecesi ve yoğunluğu hakkında sorulabilecek sorulara rağmen, Birleşik Devletler şu anda daha çok Çin ve Pasifik’e odaklanıyor. Halbuki Yunanistan muhtemelen “stratejik özerkliğe” dayalı bir Avrupa savunmasının inşasında aktif olarak yer almak istiyor. Aynı zamanda ülke, Başbakan Kiriakos Mitsotakis ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmenin yanı sıra iki ülke arasındaki ikili anlaşmalar da dahil olmak üzere Rusya ile ilişkileri geliştirmeye çalıştı. Bilindiği gibi Yunanistan-Rus ilişkileri son yıllarda çeşitli nedenlerle zayıfladı. 

Bu bağlamda Yunanistan, özellikle Ukrayna sorunu nedeniyle mümkün olan en düşük noktada olan AB-Rusya ilişkilerinin genel olarak iyileştirilmesinde de açık bir köprü rolü oynamaktadır.

Afrika ülkeleri (Dışişleri Bakanı’nın ziyaretleri sırasında) ve Körfez ülkelerindeki Yunan varlığının genişletilmesi kadar, Libya ile ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik adımlar da olumlu karşılanmalıdır. Bununla birlikte, geçen yıl, mesela Doğu Akdeniz (artık ölü kabul edilen) boru hattı efsanesi, üçlü ittifakın Türkiye’ye karşı bir duvar olmak (duvar yıkılıyor gibi görünüyor) gibi bazı efsaneler dağılmaya başladı.  Tabii sahada 2020’deki kadar tehlikeli bir gerilim yoktu. Aksine, Başbakan Misotakis ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanları Nikos Dendias ile Mevlüt Çavuşoğlu arasında Ankara ve Atina’da üst düzey görüşmelerle “ön görüşmeler” yeniden başladı. Ancak tüm bu olumlu gelişmeler Yunan-Türk meselesinin ana gündeminde bir kırılmaya  yol açmadı. Ancak agresif söylem, genişletilmiş içerikle geri döndü. Ankara, Yunan egemenliğinin ön koşulu olarak askersizleştirilmelerini öne sürerek Ege adalarının egemenliğini doğrudan sorguluyor.

Bu, Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı bir savaş hazırladığı iddiaları gibi, yapısal gerilemenin yeni և tehlikeli bir unsurudur. Bu durum 2020’dekinden daha kötü olabilir. Ancak Yunan tarafından da yapısal gerileme unsurları var. İlk önce, “Rum-Türk diliyle Yunanistan’ın çıkarlarına uygun bir çözüm olamaz” şeklindeki artan kamuoyu. Ve bu bakış açısı, siyaset ve iletişim sisteminin bir parçası tarafından az çok sürekli olarak geliştirilmektedir. Güvensizlik derinleşiyor. İkincisi,   tüm siyasi elitlerin kıta ekonomik bölgesinin sınırlarının çizilmesi iki ülke arasında yalnızca bir çelişki olduğu gibi  görüşünde net bir sertleşme var.

Yani, görünüşe göre, söz konusu egemenlik değil, karasularının, hava sahasının, arama kurtarma bölgelerinin genişletilmesidir.

Bu koşullarda bir kırılma olmayacağı aşikardır ve 2022’de Küçük Asya felaketinin 100. yıldönümünde zor olur. Türkiye’nin ekonomik çöküşle, Cumhurbaşkanı Erdoğan için yakın ( belirsiz de olsa) bir siyasi sonla birlikte bir geçiş dönemine girdiği göz önüne alındığında, çok daha zor olur. Fakat Rum tarafı şunu bilmelidir ki, mevcut cumhurbaşkanının olası gidişiyle Ankara’nın ana tutumu muhtemelen değişmeyecektir. 1954’ten beri, özellikle 1973-74’ten itibaren oluşarak ve  zenginleşerek  değişmeden kaldılar ve öyle kalacak. Türk muhakemesi ise üç ana noktada özetlenebilir: Birincisi, Ankara için Yunanistan, Türkiye değil, statükoyu devirmeye çalışan geniş kapsamlı revizyonist bir ülkedir, çünkü Yunanistan, Ege Denizi’nde altı deniz milinden on iki deniz miline genişlemeye çalışırken, deniz bölgelerinin ana hatları adalar için “tam etkili”, böylece Türkiye’yi tamamen ortadan kaldırarak Ege Denizi’ni bir “Yunan gölü” haline getiriyor. Dahası, Türkiye’ye göre Yunanistan, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlamak istiyor. İkincisi, Yunanistan, Türkiye ile düşmanca ilişkileri olan veya olmuş tüm ülkelerle (İsrail, Mısır, BAE, Suudi Arabistan vb.) Türkiye karşıtı ittifaklar kuruyor. Böylece Yunanistan, Türkiye’yi abluka altına almaya, muhtemelen Sevr Antlaşması’nın mantığının yeniden canlandırılmasında onu çözüşmeye çalışıyor. Bu antlaşma hala Türkiye’yi rahatsız ediyor. Üçüncüsü, Yunanistan modern silahlarla tepeden tırnağa silahlanmış, anlaşmalar imzalıyor (Fransa, ABD, vb.) ve esas olarak Türkiye’ye saldırmak amacıyla adalarını  silahlandırıyor. Aynı zamanda Türk silahlanması başka amaçlar peşindedir.

İfadelerine göre, bu argümanlar Atina için, neo-Osmanlı nostaljisinden beslenen uluslararası hukuk normlarını (UNCLOS-1982, vb.) görmezden gelen aşırı bir fantezi olabilir, ancak Türkiye için dış politikayı şekillendiriyorlar.

“Şerdoğan’a Osmanlı Tokatı”

Bir Cevap Yazın