KILIKYA – ‘Maraş’tan Malatya’ya yeni katliamlara geçit vermeyeceğiz’ başlıklı gerçekleşen söyleşide katliamların lokal ve tesadüfler sonucu değil planlı ve sistematik olduğuna dikkat çekildi.

Haberin Videosu

AKA-DER Genel Merkezi’nde Ayla Yılmaz’ın moderatörlüğünde ‘Maraş’tan Malatya’ya yeni katliamlara geçit vermeyeceğiz’ başlığı ile söyleşi gerçekleşti. Söyleşiye Maraş Katliamı tanıklarından uzun yıllar cezaevinde kaldıktan sonra yurt dışında mülteci olarak yaşamak zorunda bırakılan Araştırmacı yazar Aziz Tunç ile Bülent Kaya ve Betül Koca katıldı.

Söyleşi özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan 1 dakikalık saygı duruşunun ardından başladı.

“KATLİAMLAR SİSTEMATİK”

Söyleşiye Skyp bağlantı kurularak katılan Araştırmacı-yazar Aziz Tunç şöyle konuştu:

“Katliamlar, sözünü etmiş olduğumuz Aralık ayında Maraş katliamı, cezaevi katliamı, Roboski Katliamı, ondan önce ve ondan sonra yaşanmış katliamların tamamı sistemli politikanın sürdürülmesidir. Katliamlar bize anlatıldığı gibi sıradan lokal herhangi bir tesadüfler sonucu ortaya çıkmış operasyonlar değildir. Devletin özellikle planlayıp örgütlediği ve gerçekleştirdiği, desteklediği sistematik yönetme araçlarıdır.”

“TEKÇİ GELENEK MARAŞ’TA ZUHUR ETTİ”

Panelist Bülent Kaya da Maraş Katliamı tanıklığına değinerek şöyle konuştu:

“Aslında hepimizin bildiği şeyleri birbirimize tekrar ederek kendimizi canlı tutmak istiyoruz. Bozulmamak için, bu açıdan da nicelikten çok niteliğin anlamlı olduğunu düşünüyorum. Olayın tanığı ve mağduru olan Azizi hoca Maraş Katliamı’nı yaşayan, bunu belgelendiren birkaç unsurdan biri. Olayları anlattı yer, zaman ve mekanda gösterdi. Belgelendirip ileriki kuşaklara aktarmada da önemli bir görev üstlendi. Hem olayın o tarihte yaşanmasını görerek, yaşayarak şahit oldum. İçinde olmamama rağmen Aziz hocadan da çok faydalandım. Geçen yıl da Maraş olaylarını resmeden Alevi Bektaşi Federasyonu olarak bir görsel argümanı çıkarttık. Bu katliam bir devlet katliamıdır. Maraş ’ta da başlamadı, tarihin derinliklerinde gelen katliamcı gelenek tekçi gelenek Maraş’ta zuhur etti.”

“KATLİAMLAR HALKLARA YÖNELİK ARTMAYA BAŞLADI”

“Yeni katliamlara geçit vermeyeceği” diyen AKA-DER Temsilcisi Betül Koca ise şunları söyledi:

“Bu daha kapı işaretlemeleri günümüzdeki patlayan bombaların aslında yeni katliam politikalarının da habercisi olduğunu düşünüyorum. Günümüzde saldırganlıklar, çeteleşmeler, katliamlar halklara yönelik giderek artmakta, bu nedenle biz bu katliamları hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun halkların imhası ve inkarı üzerine kurulduğunu hem de şu an Ortadoğu eksenli yaşanan savaşla Türkiye’nin bu savaştaki pozisyonu ile ve Kürtlerin enternasyonalist direnişleriyle de ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Şöyle ki Ortadoğu’da yürütülen bir savaş var. Suriye savaşı her ne kadar adı Suriye savaşı diye anılsa da aslında git gide büyüyen ve gittikçe de dünya savaşı haline evrilen bir hal almaya başladı. Suriye savaşında çok ciddi barbarlıklara tanık olduk. Kafa kesmelere, Ezidi kadınlara tecavüz etmelere barbarlıklara tanıklık ettik. Şu an her ne kadar Suriye’den askerlerini çekmiş gibi görünse de hala bu pastadan paylarını almaya devam edecekler. Yani pençelerinin Ortadoğu’da olduğunu biliyoruz.”

Cebrail ARSLAN/ANKARA

Bu konuda basın ajansı  « PIRHA » bilgilendiriyor

KİLİKYA’DA ERMENİLERE YAPILAN KATLİAM KONUSUNDA RAPOR

Amiral  De Robek (Konstantinopolis)

7 Mart 1920

7 Mart 1920              Saat: 16:20

8 Mart 1920              Saat: 17:45

No.200. (R).

Aşağıdakiler A. Kennedy’nin isteği üzerine, Bay Williams için.

Mektup başlıyor,

No. 5. Mareşalin haberlerine onay. Bölgede 18 bin insan katledildi. Şehir yakıldı, gıda malzemesi yok ve  henüz özgürleşmedi.  2000 göçmen Adana’ya ulaştı. 13 bin kadın ve çocuk kar fırtınası yüzünden yolda öldüler. Maraş’ta daha 8.000 Ermeni var ve bunların çoğu da yaralı. Zeytun izole edilmiş durumda.   Adana ve Tarsus için acil bir tehlike yok, ama tedirgin ve düzensiz, güvenlik açısından genel bir güvensizlik var.

Hatırlatma: 4 Ağustos 1920 tarihinde Fransa’nın desteğiyle Adana’da bağımsız bir Kilikya Cumhuriyeti kuruldu. Fakat 20 Ekim 1921 tarihinde Fransa ile Kemalist Türkiye arasında imzalanan Ankara antlaşmasıyla Kilikya halkının hakları ayaklar altına alındı. Bu antlaşmayla Fransızlar, 5 Ocak 1922 tarihinde Adana vilayetini Türklere teslim ederek uzaklaştılar. Yeni katliamların tehdidi altında 150 bin Kilikya Ermenisi yerlerinden edilerek Suriye, Lübnan, Yunanistan ve diğer yerlere tekrardan sürüldüler.