ADANA – Adana’da düzenlenen “Herkes İçin İnsan Hakları” çalıştayında konuşan İHD Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, “Bu devlet kendi geçmişiyle yüzleşirse değişebilir. Biz de bu devlete ne kasar benzediğimizi sorgulamalıyız” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ve Sivil Düşün adlı sivil toplum programı tarafından Dünya İnsan Hakları Haftası kapsamında organize edilen ve bir ay boyunca sürecek olan “Herkes İçin İnsan Hakları” çalıştayı başladı.  “Ayrımcılıkla Mücadele”, “İfade Özgürlüğü ve Cezasızlık”, “Barış Hakkı” ve “Yaşam Hakkı” olmak üzere dört konu başlığı altında tartışmaların yürütüleceği çalıştayın ilki bugün Adana Barosu Avukatlar Lokali’nde gerçekleşti.

“Ayrımcılıkla Mücadele” konu başlığı altında yürütülecek tartışmaların yürütüleceği, çok sayıda hak savunucusunun katıldığı ilk oturumun konuşmaları, İHD Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin ile İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) Genel Sekreteri Feray Salman oldu.

İHD Adana Şubesi Başkanı Av. İlhan Öngör ve Şubesi yöneticisi Av. Fatma Kaymaz Son’un çalıştaya ilişkin yaptıkları bilgilendirme sonrası ilk sözü konuşmacılardan İHOP Genel Sekreteri Feray Salman aldı.

 SALMAN: AYRIMCILIĞI GÜNLÜK HAYATTA TESPİT ETMEK KOLAY DEĞİL

Salman, bu tür eğitim faaliyetleriyle mağdur olan kişilerin mağduriyetlerini göstermek ve bu mağduriyetlerin neresinde olunduğunun görülmesinin sağlanmaya çalışıldığını belirtti. Akabinde İHOP’un çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Salman, ayrımcılığın günlük hayatta izlenmesi gereken ve çok kolay tespit edilebilecek bir alan olmadığını vurguladı.

“Tüm insanlar hak ve özgürlükleri bakımdan eşittir” diyen Salman, herkesin kanun önünde eşit olmadığını ve gerçek eşitlik arayışı içerisinde olduklarını dile getirdi. Salman, konuşmasının geriye kalan bölümünde önyargı, ayrımcılık ve ayrımcılığın toplumsal yaşamdaki kapsamına değindi.

 KESKİN: DEVLETİN KURULUŞ İDEOLOJİSİ AYRIMCILIK

İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin ise, hukuksal ayrımcılık konusu üzerinde durdu.

Ayrımcılık meselesinin yeni olmadığını anlatan Keskin, ayrımcılığın temeline inmek için 1915 yılından başlamak gerektiğini vurguladı. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş ideolojisinin ayrımcılık olduğunu ve bununda topluma eğitimle öğretildiğini söyleyen Keskin, “Bu cumhuriyet Kürtleri, Alevileri, Rumları ve diğer halkları reddederek kurulmuştur” dedi.

Hal böyle iken toplumun da egemenlerine benzediğini dile getiren Keskin, “Devletin söylemleri artık bizlere de yansımış durumda. Bu devlet ayrımcı olarak kurulmuştur önce bunu kabul etmek gerekir” diye konuştu.

 ‘TÜRKİYE’DE EN CAHİL OKUMUŞ KİŞİLER HAKİM VE SAVCILAR’

Keskin, Türkiye’de hukuk alanında da bir çok ayrımcılığın olduğuna işaret eti. “Türkiye’de en cahil okumuş kişiler  hakim ve savcılardır” diyen Keskin, hakim ve savcıların Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeleri bile bilmediklerini söyledi.

 ‘İŞKENCE DEVLET POLİTİKASIDIR’

Sözlerinin devamında Türkiye’de var olan hukukun ayrımcı, ırkçı olan Mahmut Esat Bozkurt tarafından inşa edildiğini dile getiren Keskin, hukuk sisteminde her ne kadar belli başlı iyileşmeler yaşansa da, devletin zihniyetinde bir gelişme olmadığını ifade etti. Keskin, şunları söyledi: “İşkence bir devlet politikasıdır. İşkencenin bu kadar meşrulaştırıldığı bir dönemi daha görmedim. İşkence yapıp insanların bedenlerini sosyal medyalarında teşhir edenler yargılanmıyor. Sorumluların yargılanmasını isteyenler yargılanıyor. Devlet başlı başına ayrımcı ve ırkçı bir devlettir.”

Hasta tutuklular ve mültecilerin ise en fazla ayrımcılığa maruz kalan kesimler olduğunu kaydeden Keskin, “Bu devletin hiç değişmeyeceğini düşünüyorum. Bu devlet ancak kendi geçmişiyle yüzleşirse değişebilir. Biz de bu devlete ne kadar benzediğimizi sorgulamalıyız” dedi.

Yapılan konuşmalar sonrası çalıştay soru-cevap bölümüyle sona erdi.

 İSKENDERUN 

İHD İskenderun Şubesi de 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası kapsamında şube binalarında yaptıkları basın açıklamasıyla yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti.

Hatırlatma: 4 Ağustos 1920 tarihinde Fransa’nın desteğiyle Adana’da bağımsız bir Kilikya Cumhuriyeti kuruldu. Fakat 20 Ekim 1921 tarihinde Fransa ile Kemalist Türkiye arasında imzalanan Ankara antlaşmasıyla Kilikya halkının hakları ayaklar altına alındı. Bu antlaşmayla Fransızlar, 5 Ocak 1922 tarihinde Adana vilayetini Türklere teslim ederek uzaklaştılar. Yeni katliamların tehdidi altında 150 bin Kilikya Ermenisi yerlerinden edilerek Suriye, Lübnan, Yunanistan ve diğer yerlere tekrardan sürüldüler.