2007 yılında Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu Aksiyon dergisinde yayımlanan söyleşisinde “Talat Paşa, Müslümanlığa geçmiş olsalar bile Ermenilerin tehcire tabi tutulması yönünde emir vermişti o yıllarda. Yani Müslümanlığa bir teşvik yoktu. Ancak cephelerde mücadele eden Osmanlı kuvvetleri Tunceli vilayetine hâkimiyet kuramıyordu, isyanlar baş göstermişti. ‘Ermeniler saldırılara maruz kalmamak için kendilerini Kürt Alevi olarak göstermiştir’ ” diyerek Osmanlı kuvvetlerinin bu bölgelere (Tunceli’ye) giremedikleri için Ermenilerin tehcirden kurtulduğunu ve tespit edilemediklerini belirtti.

Bu o güne dek resmi bir yetkiliden duyulan en açık Müslümanlaştırma itirafıydı. Kendisi bunun tam tersini iddia etse de söyledikleri “tehcirden kurtulmak için” din değiştiren ya da öyle görünen binlerce Ermeninin olduğunu gösteriyordu. Tabii siz “tehcir” sözcüğünü “öldürülmemek için” diye okuyun.

Hrant’ın sekizinci ölüm yıldönümünde Prof. Dr. Taner Akçam’ın “Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması” adlı yapıtından bir bölümü bilgilerinize sunuyoruz. Kırmızı renkli ara başlıkları okumayı kolaylaştırmak için biz koyduk.

Hrant Dink’in anısı önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

 

Ermenilerin zorla Müslümanlaştırılmaları
Tüm bir 19.yüzyıl boyunca, özellikle Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Doğu Anadolu bölgesinde, Ermeni yerleşim birimlerine saldırılar; onların din değiştirmeye zorlanmaları ve özellikle kadın ve kızların kaçırılarak Müslümanlarla zorla evlendirilmeleri son derece yaygın bir pratik idi. 1863’te “Ermeni Anayasası” olarak bilinen, Ermeni Katogigosluk ve Patrikliği Nizamnamesi” ile oluşturulan Ermeni Ulusal Meclisi’nin en önemli uğraşlarından birisi, Ermenilere yönelik yapılan haksızlıklar konusunda Osmanlı hükümetine rapor sunmaktı. Bölgelerden gelen bilgilerin toplanması ile hazırlanan bu raporların önemli kalemlerinden birini, kadın ve kızların kaçırılarak zorla evlendirilmeleri ve zorla din değiştirme konusu oluşturuyordu.1 Benzeri bilgiler, İngiliz konsoloslarının bölgelerden düzenli olarak yolladıklar raporlarda da yer alıyordu. Dikkat çeken bir husus, konsoloslar birçok durumda, ilgili suçlara ilişkin hazırladıkları listeleri, yerel yöneticilerle paylaşıyor ve onların tek tek her iddia konusunda verdiği yanıtları da raporlarına dahil ediyorlardı.2

Ermeni Patrikliği hemen her fırsatta bu sorunları dile getiriyor ve özellikle büyük devletlere çeşitli biçimlerde başvurarak, konuya ilişkin müdahil olmalarını, çözüm konusunda yardımcı olmalarını istiyordu. 1876 Aralık ayında, Bosna Hersek krizi ile ilgili olarak İstanbul’da yapılan bir konferansta katılımcı devletlere sunulan dilekçe; 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonrası Yeşilköy’de, 1878 San Stefanos Barış Anlaşması koşullarını görüşen Rus heyetine sunulan rapor ve 1878 Berlin Konferansı sırasında sunulan talepler, bu uluslararası girişimlere bazı örnekler olarak verilebilir.

 

1878 Berlin anlaşması

Kadın ve kız çocuklarının kaçırılmalarına ve zorla din değiştirmelere bir son verilmesi 1878 Berlin Anlaşması ile kararlaştırılan Ermeni Reformlarının da önemli bir unsuru idi ama 1878 sonrasında konu hakkında herhangi bir ilerleme sağlanamadı. Zorla din değiştirmeler veya kızların kaçırılarak zorla evlendirilmeleri sıradan uygulamalar olarak kalmaya devam etti. İngiliz konsolosluk raporları konuya ilişkin bilgilerle doludur.3 Çareyi yabancı konsolosluklara şikayet mektupları yazmakta arayan ve bu sebeple tutuklanan insanlar vardı. Örneğin 12 Ağustos 1893 günü Sivas’tan yollanan bir mektupta şu bilgilere yer verilir: “Garabet Kapigian, on ay kadar önce, kaçırılan ve Müslüman olmaya zorlanan bir kız ile ilgili bilgileri kraliçeye yazmak istedi. Mektubu konsolosluk kanalı ile yollamak istiyordu. Mektup yakalandı ve (Garabet) hapse atıldı. Geçenlerde (hapisten) ikinci bir mektup daha yollamak istedi ve hapishane içinde zincire vuruldu.4

Reform konusu 1894 ile birlikte yeniden alevlendi. Özellikle 1894 Sasun olayları sonrası hızlanan reform görüşmelerinin önemli başlıklarından biri, kadın ve kızların kaçırılarak zorla evlendirilmeleri ve zorla din değiştirme konusu idi. Mayıs 1895 tarihinde üç büyük devletin (İngiltere, Fransa ve Rusya) Ermeni  vilayetlerinde reform konusunda verdikleri notanın 10.maddesi bu hususla ilgili idi. Maddeye göre, Osmanlı hükümeti, 1856 Islahat Fermanı’nın imparatorluk dahilinde Müslüman-Hıristiyan eşitliğini sağlamaya yönelik, 10, 11 ve 12. maddelerini uygulamıyordu. İstenen, bu maddelerin ruhuna uygun olarak, bir an önce din değiştirme pratiğinin düzenlenmesiydi.

 

İlk katliamlar Sasun’da başladı

Kadın ve kızların kaçırılarak zorla evlendirilmeleri ve zorla Müslümanlaştırma 1894-95 katliamları sırasında da yaygın uygulanan metotların başında geliyordu. Katliamlar 1894 yılında Sasun’da başladı. Olayın İstanbul’da duyulması üzerine İngiltere başta olmak üzere büyük devletlerin baskısı sonucu konuya ilişkin bir komisyon kuruldu ve bölgeye yollandı. Komisyonun topladığı bilgiler arasında, katliam dışında , Ermeni kadın ve kızların kaçırılmaları ve Müslümanlığa zorlanmalar önemli bir yer tutuyordu. Din değiştirmeyi kabul etmeyenlerin öldürülmesi de söz konusuydu. Komisyonda ifade veren bazı Ermeniler, zorla din değiştirmenin özellikle 1878 Osmanlı Rus Savaşı’ndan sonra yaygın bir hal aldığını söyler.

1894-96 katliamları boyunca, kadınların ve genç kızların Müslüman evlere kapatılarak zorla Müslüman yapılmak istenmesi, genç çocukların kaçırılarak Müslüman evlerine alınması; basılan Ermeni köylerinde, tüm halka Müslüman olmaları için baskı yapılması; erkeklerin toplu olarak zorla sünnet ettirilmeleri ve kiliselerin camiye çevrilmesi5 ve bazı durumlarda onlara Hamidiye Camisi isminin verilmesi yaygın pratiklerdi. Kasım 1895’te Harput’tan yazan bir misyoner, “(bölgedeki) iki köyde 600 kişi sünnet edildi” bilgisini geçer6; yine Harput’un bir köyünde 70 yaşında bir papaz, direğe bağlandıktan sonra, herkesin gözü önünde zorla sünnet edilir7; bir başka köyde bir papaz, kilisenin kulesinden zorla ezan okutturulduktan sonra  öldürülür8; bazı köylerde, Müslümanlığı zorla kabul eden Ermeniler, bunu kabul etmeyen akrabalarını öldürmeye zorlanır.9

Ermenilerin kilisiye doldurulmaları ve tek tek dışarıya alınarak Müslüman olmalarının istenmesi bir başka yaygın uygulama idi. Müslüman olmayı kabul etmeyen kişi hemen orada öldürülmektedir. Bu nedenle canlarını kurtarmak isteyen Ermeniler, Müslümanlığı kabul etmekten başka bir seçeneğe sahip değillerdi. Amerikan Büyükelçisi Terrell 15, 16 ve 29 Aralık tarihli raporlarında bu tür olaylara bazı örnekler verir.10

 

30 kişi kilise kapısında öldürüldü

Benzeri bilgiler 12 Aralık 1895 tarihli Erzurum İngiliz konsolosluk raporunda da yer alır. İngiliz Konsolos İçme’nin Çarsancak kazasında, birçok Ermeni’nin öldürüldüğü ve evlerinin yakıldığını aktardıktan sonra, önde gelen Ermenilerin kiliseye sığındıklarını aktarır, “Türkler tarafından tek tek dışarı çıkartılanlara Müslümanlığı kabul edip etmeyecekleri soruldu. Aralarında Kilise Papazının da bulunduğu 30 kişi dinlerine bağlı kaldıkları için Kilise kapısında öldürüldü.11

Müslümanlığı kabul etmenin işe yaramadığına ilişkin örnekler de vardır. Örneğin Harput’a bağlı 150 hanelik Hoh köyünde Kürtler, evleri yağmaladıktan sonra Ermenileri Müslüman olmaya zorlar. Bunu kabul eden Ermeniler dini vecibenin yerine getirilmesi için toptan camiye doldurulurlar. 62 Ermeni, yalandan din değiştirdikleri gerekçesiyle orada öldürülür ve on kişi kaçarak hayatını kurtarır.12

İngiliz Büyükelçisinin, 6 Mart 1896 tarihli raporunda sadece Siirt ve köylerine ilişkin verdiği rakamlar katliamların, kadınların kaçırılmasının ve zorla din değiştirmelerin boyutlarının büyüklüğü konusunda bilgi vermeye yeter, “Hıristiyanların sayısı 37 bin; öldürülen 15 bin, din değiştiren 19 bin, kaçırılan kadın 2500, yakılan ve camiye çevrilen kilise sayısı 97.13

Dönemin Amerikan ve İngiliz konsolosluk raporlarında ve bölgelerden gönderilen misyoner mektuplarında konu hakkında bu ve benzeri son derece detaylı bilgiler bulmak mümkündür. Bu tek tek raporların ötesinde, İstanbul’da temsilcilikleri bulunan altı büyükelçi, ellerine gelen bilgiler ışığında Trabzon, Erzurum, Bitlis, Van, Mamuretülaziz (Harput), Diyarbakır, Sivas, Halep, Adana, Ankara vilayetleri ile İzmit Mutasarrıflığında meydana gelen katliam, yağma, zorla din değiştirme gibi olayları ve özellikle de yerel yöneticilerin tutumunu içeren özet bir tablo hazırlamışlardır.14

Tüm bu bilgilerin bezi gösterdiğe gerçek şudur ki, Ermenileri Müslüman olmaya zorlamak 1894-96 dönemi katliamlarının ana özelliklerinden birisidir. Katliamlar sonrası, Osmanlı hükümetinin izni ile oluşturulan bir komisyon ile birlikte Birecik, Urfa, Adıyaman ve Besni gibi yerleri dolaşan İngiliz Konsolos Fitzmaurice konuya ilişkin ilginç gözlemler aktarır. Ona göre, bu pratiklerin yaygın olmasının en önemli nedenlerinden birisi, Müslümanların Ermenilere saldırmayı bir dini vecibe olarak görmeleriydi. Müslümanlar için, yaptıkları padişah fermanı ile kararlaştırılmış bir Cihat ve Ermenileri, Müslüman olmaya zorlamak Cihat’ın bir parçası idi.

 

Hoşgörü sınırları aşılmadığı sürece…

Fitzmaurice’e göre, Müslümanlarda şöyle bir inanç egemendir: Hıristiyanlar kendilerine tanınan haklardan, Müslüman otoritenin hoşgörüsünü ihlal etmedikleri sürece yararlanabilir. Oysa Ermeniler, yabancı devletlerden yardım ve himaye istiyorlardı. Müslüman çoğunluğa göre bu bunu istemek, Müslüman otoritenin sağladığı hoşgörü sınırının aşılması, anlaşmanın bozulması anlamına gelir. Bu koşullarda Müslüman otorite, Hıristiyanları korumaya yönelik her türlü bağımlılıktan kurtulur. Fitzmaurice, bu koşullarda Müslümanların, Hıristiyanların malları da dahil yaşam koşullarına saldırıyı dini bir gereklilik olarak gördüklerini aktarmaktadır. Ona göre katliamların arkasında böyle bir inanç yatmaktadır.

1894-96 döneminde gözlenen zorla Müslümanlaştırma eylemleri karşısında hükümetin tavrı ne idi? Yukarıda gördüğümüz gibi hükümet din değiştirmeyi Tanzimat’tan bu yana birtakım kural ve kaidelere bağlamıştı. En önemli kural ise din değiştirmenin gönüllü olması ilkesiydi. Oysa katliamlar sırasındaki bu din değiştirme yelmelerinin hiçbirisi gönüllü değildi. Normalde hükümetin zorla Müslümanlaştırma girişimlerine açıktan tavır alması ve önüne geçmeye çalışması gerekirdi. Oysa birçok bölgede zorla Müslümanlaştırma eylemleri yerel yöneticilerin gözü önünde, onların bilgisi dahilinde organize edilmektedir. Örneğin 17 Mart 1896 tarihinde Diyarbakır üzerine bir rapor yazan İngiliz konsolos Hallward, katliam ve din değiştirmeler dahil, şehirde yaşanan her şeyin Vali Enis paşa’nın kontrolünde yaşandığını bildirmektedir.15

Zorla din değiştirmenin kanuna aykırı olduğunu bilen valiler, bu nedenle, İstanbul7a kasıtlı olarak yanlış bilgiler de vermektedir; raporlarında, Ermenilerin zorla Müslüman yapıldıkları iddialarını reddetmekte ve din değiştirmelerin gönüllü olduğunu bildirmektedir.16 Eldeki bilgi ve belgelerin ışığında, zorla din değiştirme eylemlerinin merkezi hükümetin bilgisi dahilinde yapıldığı sonucunu çıkartmak yanlış olmayacaktır. Fakat bilgisi dahilinde olsa, veya yerel idari yöneticiler işin organizasyonunda doğrudan görev alsalar bile, merkezi hükümetin sistemli olarak zorla din değiştirme politikası izlediğini iddia etmek zordur. Bunun en önemli nedeni de, bu konu bahane edilerek dış müdahalenin gerçekleşebileceği korkusu idi.

Bu sebeple dış baskıdan korkan Osmanlı hükümeti, hem katliamları inkar eder ve bunları Ermeni ayaklanmaları olarak sunar hem de din değiştirmelerin hiçbir biçimde kendisinin kontrolünde ve haberi dahilinde yapılmadığını iddia eder. Ermeniler ya Kürtlerden korktukları için ya da yabancı devletlere şikayette bulunabilmek için bu yola başvurmaktadır.

 

“Valla biz yazı gönderdik ama…”

Abdülhamid, kendisi ile yaptığı bir görüşmede konuyu gündeme getiren İngiliz büyükelçi’ye din değiştirmelerde hükümetin rolü ve sorumluluğu olmadığını söyler ve bölgelere bu tür zorlamaların kabul edilmeyeceğine ilişkin yazılar gönderildiğini iddia eder. Daha da ileri giderek elçiye bu tür şikayetlerin geldiği yörelere bir heyetin gönderilmesini teklif eder. 17 Söz konusu heyetin görevlerinden birisi, din değiştirmeye zorlanmış Ermenilere, gerekli garantiler verilerek ve güvenlikleri sağlanarak, yeniden eski dinlerine dönmelerini mümkün kılmaktı.

Abdülhamid, İngiliz elçiye tümüyle yalan söylememektedir. Gerçekten de, bölgelerle sözünü ettiği türden yazışmalar vardır. Bunlar, hükümet ile yerel yöneticiler arasında din değiştirmeler konusunda ne tür bir tutum alınması gerektiğine ilişkin iç yazışmalar olduğu için içindeki bilgilerin doğru olduğunu kabul etmek gerekir. 12-13 Kasım 1895 tarihli yazışma verilebilecek ilk örnektir. 12 Kasım 1895’te Mamüretülaziz (Harput) Valiliği, “Peri18 karyesi Ermenilerinin İslam olmak emelinde oldukları ve Peri’nin Ermeni mahallesi ahalisi kendû kendûlerine hitanlarını (sünnetlerini) icra eyledikleri” bildirir ve bu konuda ne yapılması gerektiği konusunda bilgi ister. Hükümetin 13 Kasımda verdiği cevapta Ermenilerin ihtida etmelerinin “iki illet ve sebebe mübteni (istinaden)” olduğu bildirilir; “birisi Kürtlerin taarruz ve mazarratından kurtulmak ve diğeri de bilahare ecanibe (yabancılara) suret-i cebriyede ihtida ettirildikleri suretinde (zora başvurarak din değiştirildikleri şeklinde) ifayı fikr eylemekten (fikir ileri sürmekten) ibaret(tir).” Bu nedenle hükümet, başvurunun kabul edilmemesi gerektiğini bildirir. Önerilen, ortalık yatışıncaya ve genel asayiş yeniden sağlanıncaya kadar “işin geçiştirilmesi(dir).”19

 

Din değiştirmeleri şimdilik geçiştirin

Benzeri bir belge 14 Kasım 1895 tarihlidir. Diyarbakır Valisi tarafından yollanan yazıda hükümetin tutumu da aktarılmaktadır. Buna göre hükümet her türlü yanlış anlamaya engel olabilmek amacıyla, din değiştirmelerin kabul edilmemesini ve bekletilmesini istemektedir. Eğer Ermeniler, ortalık yatıştıktan sonra yeniden din değiştirmek için başvurursa, başvuru ancak o zaman mevcut kanunlar çerçevesinde işleme konmalıdır. Şimdilik yapılması gereken, ortalık yatışıncaya kadar meseleyi bir şekilde idare etmektir. Resmi yazışmalarda kullanılan ifade ile hükümet “tedabir-i hakimane ile işin geçiştirilmesini” istemektedir.20

Fakat merkezden gelen emirlere rağmen Ermenilerin tekrar Hıristiyanlığa dönmeleri çok zordur. Çünkü, birçok bölgede Ermeniler “Hıristiyanlığa dönerlerse” öldürülmekle tehdit edilir.21 Yine tehditle, Müslümanlığa kendi rızaları ile geçtikleri konusunda açıklama yapmaları istenir.22 Bu nedenle bazı bölgelerde hükümetin, “Hıristiyanlığa geri dönün” uyarı ve baskısına rağmen Ermeniler korkularından bunu reddeder. Yazdıkları dilekçelerde, “biz gönüllü din değiştirdik, bir daha Hıristiyanlığa dönmeyiz” biçiminde açıklamalarda bulunurlar.23

Gerçekten de, hükümetin din değiştirmeyi kabul etmesi ve Ermenilerin yeniden eski dinlerine dönmek zorunda kalmamış olmaları yeni cinayetler izin gerekçe olur. Örneğin Mart 1896’da Muş’tan bir rapor yazan İngiliz konsolos, 15 ailenin öldürüldüğünü bildirir. Cinayetler kaymakamın gözü önünde ve bilgisi dahilinde işlenir. Bu aileler, İstanbul’dan gelen emir üzerine yeniden eski dinlerine dönen Ermenilerden oluşmaktadır.24

1894-96  döneminde zorla Müslümanlaştırılan Ermenilerin akıbetleri ne olmuştur? Bu konuda yukarıda sözünü ettiğimiz Fitzmaurice’in raporları son derece önemli bilgiler içerir.25 Onun aktardıklarından şu tür tablonun olduğu anlaşılıyor: Kimi yörelerde Ermeniler yavaş yavaş eski dinlerine dönmüş, kimi yerlerde ise Müslüman olarak yaşamayı tercih etmişlerdir. Müslüman kalmayı tercih etmelerinin nedeni, başlarına yeni bir felaketin gelmesinden korkmalarıdır. 26 Nitekim bu korkudur ki, bazı yörelerde, Ermenileri dışa yönelik Müslüman görünmeye ama saklı olarak Hıristiyanlığı yaşamaya itmiştir.

Raporların birisinde, Fitzmaurice, bölgenin Müslüman ve Hıristiyan kanaat önderleri ve yerel yöneticilerle yaptığı görüşmelere dayanan bir gözlemini aktarır. Onun Müslüman, Hıristiyan herkesin ortak kanaati olarak aktardığı sözler, sadece katliamları değil zorla din değiştirme politikalarının da en veciz bir özeti gibidir: “son olaylar ile ilgili tez ve karşı tezlerin karışıklığı arasında, ayakta kalan belirgin bir gerçek vardır. Osmanlı nüfusunun bütün kesimlerinde, genel cehalete rağmen, despotik hükümetin isteklerinin ana eğilimini hissetme (sezgiyle anlama) gibi keskin bir yetenek vardır; Hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar bana, hükümetin bu katliamları gerçekleşmesini dilediğini ve eğer dilemeseydi, bu katliamların olmayacağını iddia ettiler.27

 

1 1871 yılına ait böyle bir rapor için bkz. Yves Ternon, The Armenians History of a Genocide, Caravan Books, Ann Arbor, 1981, s.42-43

2 Van Konsolosu tarafından 1890 yılında hazırlanan ve Vali’nin buna verdiği cevapları içeren liste, bir örnek teşkil etmesi  bakımından aktarılabilir; Great Britain, Foreign Office, Blue Book, Turkey,, No:1, (1892), further  correspondence respecting  the condition of the populations in Asiatic Turkey, Harrison and Sons, Londra, 1895, s.29-34.

3 Kayseri’den kaçırılan kızlar ile ilgili bkz. Great Britain, Foreign Office, Blue Book, Turkey, 1896, No.3, Correspondence relating to the Asiatic provinces of Turkey 1892-1893, Harrison and Sons, Londra, 1896, s.112.

4 a.g.e. s.188.

5 FO 195/1893, Muş Konsolosu Charles Hampson’dan Erzurum Konsolosu Cumberbatch’a 11 Aralık 1895 tarihli mektup. Bu ve FO kaydı ile aşağıda verilen diğer bilgiler, Benny Morris ve Dror Zeevi tarafından Ermeni soykırımı üzerine yazdıkları kitabın taslak metninden alınmıştır. Bilgileri kullanmama izin verdikleri için kendilerine teşekkür ederim.

6 FO 195/1907, Henry Dwight’ın İngiliz Büyükelçisi Sir Philip Currie’ye 27 Kasım 1895 tarihli mektubu.

7FO 195/1941, Erzurum Konsolosu Cumberbatch’tan Büyükelçi Sir Philip Currie’ye 6 Ocak 1896 tarihli mektup.

8 a.g.e.

9 FO 195/1893, Erzurum Konsolosu Cumberbatch’tan Büyükelçi Sir Philip Currie’ye 12 Aralık1895 tarihli rapor.

10 Bu bilgiler için bkz. Harput’tan (Elazığ) bir misyoner tarafından yollanan 26 Kasım 1895 tarihli bir mektup, Amerikan Büyükelçisi Terrel’den Dışişleri Bakanlığına 15 Aralık 1895 tarihli  rapor içinde, s.1395-1397; yine Harput’tan 9 Aralık 1895 tarihli mektup, Büyükelçi Terrell’den Dışişleri Bakanlığına  29 Aralık1895 tarihli rapor içinde, s.1423-1425; ve yine Terrell’den Dışişleri Bakanlığına 16 Aralık 1891 tarihli rapor, s.1398-1400; http://digital.libraray.wisc.edu/1711.dl/FRUS.FRUS1895p2, giriş 4 Mart 2014.

11 İngiliz Konsolos Cumberbatch’tan, Büyükelçi Sir Philip Currie’ye 12 Aralık 1895 tarihli rapor. Great Britain, Foreign Office, Blue Book, Turkey, 1896, No. 2, Correspondence Relative to the Armenian Question, Harrison and Sons, Londra 1896, s.270.

12 a.g.e.

13 İngiliz Büyükelçi Sir Philip Currie’den Başbakan Marnquess of Salisbury’ye 6 Mart 1896 tarihli rapor, Great Britain, Foreign Office, Blue Book: Turkey, 1896, No.8, Further Correspondence Relating to the Asiatic Provinces of Turkey, Harrison and sons, Londra, s.67.

14 Fransızca ve İngilizce olarak hazırlanan ve Osmanlı hükümet yetkililerine de sunulan tablonun tam metni için bkz. Great Britain, Foreign Office, Bule Book, Turkey, 1896, No.2, s. 297-338.

15 Diyarbakır konsolosu  Hallward’dan Erzurum konsolosu Cumberbatch’a 17 Mart 1896 tarihli rapor, a.g.e., s.127.

16 BOA, A.MKT 660/35, Sivas Valisi Halil Paşa’dan Dahiliye Nezaretine 17 Kasım 1895 tarihli rapor, aktaran Selim Deringil, “‘The Armenian Question Is Finally Closed’, Mass Conversions of Armenians in Anatolia during the Hamidian massacres of 1895-1897”, s.350-359.

17 Büyükelçi Sir Philip Currie’den Başbakan Marquess of Salisbury’e 29 Ocak 1896 tarihli rapor, Great Britain, Foreign Office, Blue Book: Turkey, 1896, No. 5, s.1.

18 Bugünkü adı Akpazar. Tunceli’ye bağlı Mazgirt kazasının bir beldesidir, bazen Çarsancak olarak da geçer.

19 BOA, A. MKT. MHM, 657/24, Mamüretülaziz Valisinden Sedarete 12 Kasım 1895 tarihli tel ve Sedaretten 13 Kasım 1895 tarihli cevap, Belgeleri kullanmam için veren Selim Deringil’e teşekkür ederim.

20 BOA, A. MKT. MHM, 636/25, Diyarbakır Valisi Enis Paşa’nın 10 Kasım 1895 tarihli telgrafı, aktaran Selim Deringil, Conversion and Apostasy in the Late Ottoman Empire, s.215.

21 İngliz Büyükelçi Sir Philip Curria’den Başbakan Marquess of Salisbury’e 9 Mart 1896 tarihli telfraf; Great Britain, Foreign Office, Blue Book: Turkey, 1896, No.8, s.72.

22 Konsolos Fitzmaurice’in 5 Mart 1896 tarihli raporu; Great Britain, Foreign Office, Blue Book:Turkey, 1896, No.5, s.4.

23 Selim deringil, “The Armenian Question Is Finallay Closed…” s.355.

24 İngiltere’nin Muş Konsolosu Hampson’dan Erzurum Konsolosu Cumberbatch’a 2 Mart 1896 tarihli mektup: Great Britain, Foreign Office, Blue Book: Turkey, 1896, No.9, s.106-107.

25 Raporların tam metni için bkz. Great Britain, Foreign Office, Blue Book: Turkey, 1896, No.8, s.4-17.

26 Fitzmaurice’in aktardıklarını teyit eden benzeri bir bilgi için bkz. FO 195/1930, Diyarbakır Konsolosu Hallward’dan, Büyükelçi Sir Philip Currie’ye, 21 Nisan 1896 tarihli rapor.

27 Great Britain, Foreign Office, Blue Book: Turkey, 1896, No.5, s.14.

 

 

http://www.ortakhaber.com/zorla-muslumanlastirilan-ermeniler.html