Van öz savunma çatışmaları

1915 yılında hâsıl olan kritik duruma rağmen, Batı Ermenistan ve Küçük Asya’nın Ermenilerle meskûn bazı yerleşimlerinde öz savunma tertiplenir. Bu durum, ahalinin bir kısmına kurtulma, kalanların ise silah elinde, şerefiyle ölümü karşılama imkânı verir.

Katliamcılara karşı ilk silahlı direniş, Van Vilayeti’ndeki Ermenileri tarafından tertiplenir. Ermeniler, Türk ve Kürt haydutlara Şatakh (Çatak), Hayots Dzor, Gavaş (Gevaş), Timar ve diğer yerleşimlerde karşı koyar. Moks Ermenileri, yerel aşiret reisi Murtulla Bey sayesinde kurtulur.

Türk ve Kürt haydutlara karşı en sert ve tavizsiz direniş Van şehrinde tertiplenir. Ermeni nüfusu genelde Aygestan’da (20.000 kişi), 2.000 kişi ise şehir içi olarak kabul edilen mahallelerde yaşamaktaydı.

Aram Manukyan
Aram Manukyan

Öz savunmayı tertiplemek amacıyla, Aygestan’da oluşturulan Askeri Kurula, Armenak Yekaryan (lider), Aram Manukyan, Kaydsak Arakel, Bulğaratsi Grigor, Panos Terlemezyan ve diğerleri gibi farklı partilerden kişiler ve partili olmayanlar dâhil edilir. Şehir içinde ise Haykak Kosoyan, Askeri Kurul yöneticisi olarak seçilir. İki mahalle de savunma bölgelerine ayrılır. Mevziler kazılır, tahkimatlar yapılır. Kadınlar ve kızlar, çatışanlar ile Ermeni ve Süryani muhacirler için elbise ve gıda yetiştirir. Çocuklar, Askeri Komite ile mevziler arasında haberci olarak çalışır, içlerinden bazıları da çatışmalara katılır. Kurulan silah yapım atölyesinde, tüfekler tamir edilip, mermi doldurulur. Aygestan’da iç düzenin sağlanması amacıyla bir polis teşkilatı kurulur.

Tüm Van halkı, düşmana karşı bir ölüm kalım savaşı vermek amacıyla tek vücut olur.

Van valisi Cevdet Bey, şehirdeki Ermenilere karşı, top ve makineli tüfekle silahlı 12 bin kişilik bir ordu çıkarır. Aygestan ve şehir içindeki Ermeniler, bu büyük güce karşı sadece kötü silahlı ve 10 misli az sayıda savaşçıyla karşı koyar.

Van öz savunma çatışmaları, Türklerin 7 Nisan 1915 tarihindeki saldırısıyla başlar.

İki taraftan da yoğun bir atış başlar. Vanlılar, rakip tarafın saldırılarını başarıyla geri püskürtür. Ermeniler, düşmanın bazı mevzi ve tahkimatlarını tahrip etmeye muvaffak olur. Türk-Kürt güçler ağır yenilgiler elde edip, ciddi kayıplar verir. Ermeni mahallelerinin kuşatılmasına katılmış olan bir Alman subayı “Ermeniler, hür Ermenistan ve Kutsal Haçın zaferi için son nefeslerine kadar dövüşerek, ümitsiz bir şekilde, yanan evlerinin yıkıntıları içinde kendilerini savunuyorlardı. Ben,  Van kuşatması esnasında şahit olduğum gibi sert bir çatışma çok ender gördüm ve tekrar görebileceğimi de sanmıyorum”,- diye yazmaktadır.

Van’da Vazgen’in haydut grubu
Van’da Vazgen’in haydut grubu

Rus ordusunun ilerlemesi ve Van Ermenilerinin direnişi, düşmanı şehrin kuşatmasını kaldırmaya mecbur eder. Ermeni gönüllüler ve Rus ordusu Mayıs başlarında şehre girer.

1915 Mayısında Van ve bölgesinin geçici yönetimi oluşturulur. Aram Manukyan, Rus komutanlığı tarafından Vaspurakan Eyaleti valisi tayin edilir.

Şehir ve kurtarılan bölgeler giderek normal yaşama döner. Lakin Rus ordusu, 1915 Temmuzu ortalarında aniden geri çekilir. Vilayetteki ve şehirdeki Ermeni ahali, rakibe karşı koyacak imkânlardan yoksun olduğundan, Rus ordusunu takip etmeye mecbur olur. Yaklaşık 200 bin Van-Vaspurakanlı evlerini terk etmeye mecbur olur. Ermeni gönüllüler ve bazı Rus askeri birlikleri bu insanların güvenliğini gerçekleştirir.

 

Diğer Ermeni yerleşimlerindeki kahramanca öz savunma çarpışmaları

Şebinkarahisar şehrinin Ermeni mahallesindeki halk, İttihatçı katliamcılara güçlü bir direniş gösterir. Bu şehirdeki savunma çatışmaları 1915 Haziranında başlar. Ğukas Devletyan liderliğinde Askeri Kurul oluşturulur. 5.000 kişilik Ermeni nüfusun sığındığı, şehrin yakınındaki kale, düşman tarafından kuşatılır.

Musa Dağ’ın sakinleri (1915’te çekilen bir fotoğraf)

Ermeni çocuklar da savunma çatışmalarına katılır. 14 yaşındaki Hayk Tevekelyan, düşman saldırısını hayatı pahasına engelleyerek, düşmanı kaçırır. Cephane, gıda ve özellikle de suyun bitme tehlikesi karşısında Karahisarlılar, gözü kara bir şekilde kuşatmayı yarmaya kalkar.

29 Temmuz 1915 günü, gece yarısına yakın 1.000 kişilik Ermeni taburu, birkaç yönlere doğru saldırarak, ağır çatışmalar sonucunda rakip tarafın çemberini yarmayı başarır. Bunun üzerine Türk askerleri kaleye saldırıp, kalan halkı kılıçtan geçirir.

Muş ve Sasun ile Ermenilerle meskûn başka yerlerde de öz savunma çatışmaları gerçekleşir ve halk birkaç ay süreyle düşmana dirençle karşı koyar.

Suetiya Ermenilerinin ünlü çatışması, 1915 yılının öz savunmaları açısından tipiktir. Suetiya, Akdeniz’in kıyı bölgesinde bulunan ve yedi Ermeni köyünün bulunduğu bir bölge olup, 1915 Temmuz sonunda tehcir emrini alan yerli Ermenilerin büyük bir kısmı itaat etmeyip, öz savunmaya başvurma kararı verir. Direnişi tertiplemek amacıyla bir askeri kurul düzenlenir.

Kurula Tigran Andreasyan, Habet İskenderyan, Yesayi Yağubyan ve diğerleri katılır. Yakınlarda bulunan Musa Dağı, direniş için uygun bir yer olarak kabul edilir. 4 binin üzerinde kişi dağa çıkar.

İlk çatışma Ağustos ayında gerçekleşir. Ermeniler, rakibi geri püskürtür. Bu yenilgiden sonra Türk komutanlığı daha büyük güçler toplar. Toplar getirilir ve Ermeni mevzileri topa tutulur.

Düşman, büyük kuvvetler ve topçu ateşi yardımıyla, sert çatışmalar sonucunda Ermenilerin mevzilerine yaklaşıp, birkaçını ele geçirir. Lakin Ermeni savaşçılar, güçlerini toparlayarak, ani bir saldırıyla rakibi geri püskürtür.

Bir dizi başarısızlıklar neticesinde Türk komutanlığı artık aktif faaliyet göstermez. Kuşatma çemberi giderek sıkılaştırılarak, Suetiya Ermenileri ağır-ağır açlığa mahkûm edilir.

Ermeniler, bulundukları zor şartlara rağmen, yürekliliklerini kaybetmez. Dağın tepesine iki büyük bayrak dikerler. Birine kırmızı bir haç işlenir, diğerine ise “Hıristiyanlar tehlikede” yazılır.

5 Eylül günü ufukta bir askeri gemi belirir. Bu geminin, Akdeniz’in bu kısmında devriye görevi yapan “Gişen” adlı bir Fransız kruvazörü olduğu belirlenir. Ermeniler, kaptandan yardım ister.

10 Eylülde Suediya Ermenilerinin nakliyesi başlar. Öncelikle kadınlar, çocuklar ve yaşlılar gemiye bindirilir. Erkekler bu esnada mevzilerde kalıp, diğerlerinin güvenli nakliyesini sağlar. 4058 Ermeni, Fransız ve İngiliz gemileriyle Mısır’ın Port Said limanına ulaşır.

Suetiya savunması, Avusturyalı ünlü yazar Franz Werfel’in “Musa Dağında 40 Gün” romanında yansımasını bulur.

Urfa’nın savunucuları
Urfa’nın savunucuları

Türk katliamcılara karşı gerçekleştirilen son çatışma, Urfa (Yedesia) şehrinin Ermeni mahallesi sakinleri tarafından sürdürülür. Urfa şehrinin öz savunması, 1915 Eylülünde başlar. Direnişi tertiplemek amacıyla askeri kurul oluşturulur. Mıkırtiç Yotyeğbayryan, lider seçilir. Kadın ve kızlar da çatışmalara katılır.

Rakip, Ermenilerin kahramanca direnişine rağmen üstünlüğü giderek ele geçirmeye muvaffak olur. Türk topları, Ermeni tahkimatlarını birbiri ardına tahrip eder. Savaşanların büyük bir kısmı ya yaralanır, ya da hayatını kaybeder. Bu durum düşmana, Ermeni mahallesine, daha doğrusu yıkıntılarına girme imkânı sağlar. 2.300 evden sadece 50’si ayakta kalır. Lakin evlerin yıkıntıları altında gizlenmiş olan Ermeni savaşçılar, 1915 yılının Kasım ortalarına kadar karşı koymayı sürdürür.

15 bin kadın ve çocuk, Türk hükümeti tarafından Mezopotamya’nın çöl bölgelerine sürülür.

Ermeni Soykırımı ve ilerici toplum

Batı Ermenilerinin toplu tehciri ve katliamları, uluslar arası toplum ile ilerici aydınların öfkesi ile protestosunu üzerine çeker. Farklı siyasi yaklaşımlara ve milletlere ait insanlar, İttihatçıların caniliklerini telin eder. Daha 1915 ortalarında Batı Ermenistan’dan dönen bir grup Amerikalı misyoner, Ermeni halkının maruz kaldığı bu korkunç caniliği uluslar arası topluma anlatır.

Katliamların görgü şahidi Alman, Yunanlı, İtalyan, Arap ve diğer milletlerin temsilcilerinin anlatıları yayınlanır.

Özellikle, önemli faaliyetlerde bulunan ünlü doğu bilimcisi, Alman-Ermeni derneği başkanı Doktor Johannes Lepsius, Ermeni yanlısı faaliyetleri yüzünden Almanya’yı terk etmeye mecbur olur.

Johannes Lepsius
Johannes Lepsius

1916’da ise, İngiliz devlet adamı ve tarihçi Lord James Brise tarafından, katliamların görgü şahidi yabancılar ve hayatta kalan Ermenilerin tanıklıklarının belge derlemesi yayınlanır.

Ermeni Soykırımı’na karşı öncelikle Ermeni tarihi ve kültürüne vakıf olan kişiler seslerini yükseltir ve makaleler, konferanslar sayesinde İttihatçıları ve hamileri olan Alman ile Avusturya-Macaristan hükümetlerini telin eder.

Maksim Gorki, Valeri Brüsov (Rusya), Anatol Frans, Antuan Meye, Jackues de Morgan (Fransa), Armin Wegner, Joseph Marquard (Almanya) ve daha birçokları Ermenilerin toplu katliamlarına karşı seslerini yükseltir.

Bu kişiler, verdikleri konferanslarda Osmanlı yöneticilerinin, Osmanlı ordusunun gerisinde Ermenilerin ayaklanma çıkartıp, Müslüman ahaliyi katlettiklerinden dolayı, güvenli yerlere “nakledildikleri” konusundaki iddialarını yalanlar. İlerici aydınlar, İttihatçı hükümetin, Osmanlı vatandaşı Ermenileri katletmek konusunda önceden hazırlanmış bir planı olduğunu vurgular.

Osmanlıdaki o yılların Amerikan büyükelçisi Henri Morgenthau, anılarında “Ermenilerin yeni yerlere yerleştirileceği konusunda, Osmanlı hükümetinin iddiaları gülünçtür. Devriye birlikleri eşliğindeki gruplara yönelik yaklaşım, Enver ve Talat’ın gerçek amacının, Ermenileri imha etmek olduğunu göstermektedir”-, diye yazmaktadır. Büyükelçi, ardından “İnsanlık tarihinde, bu katliamda olduğu kadar korkunç olayların vuku bulmadığına eminim. Geçmişte belirtilen büyük katliamlar ve takibatlar, 1915 yılında Ermeni milletinin çekmiş olduğu eziyetlerle kıyaslandığında sönük kalmaktadır”-, demektedir.

Henry Morgenthau
Henry Morgenthau

Antant devletleri, Ermenilere yönelik gerçekleştirilen toplu katliamlar hakkında kesin bilgiler elde ederek, 11 Mayıs 1915 tarihinde, Rusya’nın öncülüğünde yayınladığı ortak bir bildiriyle Osmanlı yöneticileri ile diğer görevlilerini, cinayetlerden sorumlu tutar.

Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik olarak çıkmasından ve İttihatçıların kaçışından sonra, yeni hükümetin emriyle Konstantinopel’de kurulan divan-ı harp mahkemesi savaş suçlusu ve katliamcı İttihatçı liderlere yönelik açık yargılamalar başlatır. Konstantinopel’deki askeri mahkeme, 5 Temmuz 1919 tarihinde Ermeni Soykırımı’nı planlayan ve gerçekleştiren Talat, Enver,  Cemal ve Doktor Nazım’ı gıyabında ölüme mahkûm eder.

Lakin daha sonraki gelişmeler, İttihatçı canilerin cezalarının infazını imkânsız kılar. Bu görevi Ermeni intikamcılar üstlenir.

Almanya ve Avusturya-Macaristan hükümetleri, Ermenilerin uğramış olduğu şiddet olaylarından haberdar olmakla birlikte, müttefikleri Osmanlı devletini engellememekle kalmayıp, Ermenileri de ayaklanmalar başlatmakla suçlarlar.

Antant devletlerinin yöneticileri, ilerici aydınların baskıları altında, savaşın sona ermesinden sonra, bu kadar insan kaybı vermiş olan Ermenistan’ın maddi ve manevi tazminat alıp, haklı taleplerinin yerine getirileceğini birçok kez açıklar. Lakin tüm bunlar, sadece söz olarak kalır. Müttefik devletlerin liderlerinden sadece Büyük Britanya’nın eski başbakanı Loyd Georg “Britanya hükümetinin siyaseti, vahim bir kaçınılmazlıkla, 1895-1897 ve 1909 yıllarındaki korkunç kırımlara ve 1915 yılındaki dehşet verici caniliğe yol açmıştır” demek cesaretini bulabilmiştir.

Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan

98. 1915 yılının öz savunma çatışmaları