Urfa Ermenileri, 1915’in bahar aylarından itibaren sürgün kafilelerinin Urfa’dan geçmesiyle tedirginlik içine girdi. Kısa süre sonra Urfa’da da ev baskınları ve tutuklamalar başlayınca, Urfa’daki Ermeni kasabası Germuş’un gençleri, Urfa dışından sürgünle gelen Ermeni gençlerle birlikte Surp Hovhannes Dağı’na çekildi ve burada soykırıma karşı direniş başlattı.

Ermeni halkının Urfa’daki tarihine ilişkin bilinmeyenleri gün yüzüne çıkaran çalışmalar yapan eski HDP milletvekili ve eğitimci-yazar Ziya Çalışkan, Urfa Ermenilerinin soykırıma karşı direnişinin bilinmeyen bir kesitine, bugün artık unutulmuş olan Surp Hovhannes Dağı’nda Ermeni gençlerinin öz-savunmasına ışık tutuyor.

Çalışkan’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Öncelikle hikayede ismi geçen Germuş kasabası ve Surp Hovhannes Dağı ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Germuş, Urfa’nın 5 kilometre doğusunda olan, 1900’lerde bir Ermeni kasabası, daha sonra Urfa merkeze bağlı Dağ Eteği Mahallesi oldu. Şu anda merkeze bağlı bir mahalle. Surp Hovhannes Dağı ise o günkü Germuş kasabasının kuzeyinde yer alıyor. Surp Hovannes Dağı bugün halk arasında “Çiyaye Sirp Vaneş” olarak isimlendiriliyor.

Bu dağın Ermeni gençleri tarafından soykırıma karşı direniş merkezi haline getirildiğini hangi kaynaklardan öğrendiniz?

Önce bir kitapta rastlamıştım. Ermeni gençlerinin Urfa yakınlarında Surp Hovhannes Dağı’nda toplanarak soykırıma karşı direniş örgütledikleri anlatılıyordu. Ancak dağın nerede olduğuna dair bir bilgi yoktu. Böylelikle bu dağın nerede olduğuna dair fikir yürütmeye çalıştım. Urfa merkezde Ermeni mahallesine yakın bölgelerde böyle bir isme rastlamadım. Urfa merkezde olan Der Yakup Manastırı ve civarında böyle bir dağın anıldığına dair bir kayıt yoktu. Kentin doğu ve güney tarafı ise zaten ova. Ancak Ermeni gençlerin sığındığı dağ daha farklı bir yerde olmalıydı. Sadece bir kitapta sözlü anlatımda geçen bir isim dışında herhangi bir kayıt ya da ifade yoktu.

Ancak bir köylünün dağın ismini telaffuz etmesi beni harekete geçirdi. Eski Ermeni kasabası Germuş’un kuzeyindeki yüksek bir dağlık bölge olduğunu anlattı.

İlk fırsatta onunla birlikte yola koyulduk. Şehrin yanı başında ve anlattığı gibi Germuş kasabasının kuzeyinde dağı tırmandık. Uzaktan kolay gibi görünse de aslında oldukça yüksek bir dağlık bölge idi. 

Dağa ulaştığınızda nelerle karşılaştınız?

Kayaların dizilimi, kimi kayaların adeta bir mevziye dönüştürülmüş gibi düzenlenmesi ilk karşılaştığım dikkat çekici tabloydu.

Ama Surp Hovhannes (Aziz Hovhannes) ismi verilmiş ise mutlaka çok çok eskilere dair bir öykünün olması gerektiği fikri sürekli kafamdaydı. Tam tepedeki kayaların işlenmesi, tuğla parçaları doğru yolda olduğumu gösteriyordu. Tam güneye bakan yüzünde, Germuş kasabasına hakim noktadaki kayalıklar düzenli oyulmuş bir mağara ve yapı kalıntıları burasının oldukça eski bir ibadet yeri olduğunu gösteriyordu. Kayalara oyulmuş su kuyuları vardı. Kilisenin yağmur sularından korunması için de kayalar özenle oyulmuştu. Çok belirgin olmasa da kayaların üzerinde Ermenice yazılar vardı.

Germuş kasabasında yaşayan gençler ne zaman ve hangi koşullarda direnişe başlıyor?

Germuşlu bir köylü olan Mıgırdiç, o günleri şöyle anlatıyor:“Köyde muhtelif kervanlar görünmeye başladı. Diyarbakır, Harput ve Siverek’ten geliyorlardı. İnsanlar bize gelip katliamları anlatınca duymaya başladık. Erkekler öldürülmüştü. Herkesin evlerini terk etmeye zorlandıklarını, kadınların ve çocukların çöle gönderildiğini duyuyorduk. Daha sonra kimi erkek çocuklar kasabamıza gönderildi. Urfa ve köylerini doldurdular. Çoğu Ermeni onları evlerine aldı.”

Bu gelişmeler sonucu Osmanlı ordusunda subay olan Urfalı Ermeniler kendilerini koruyabilmek için çeşitli çareler düşündüler. Ordudan firar eden Ermeni subayları ve civardan toplanan gençler Germuş’un kuzeyinde bulunan Surp Hovhannes Dağı’nda toplanıyorlar. Bir yandan direnişi örgütlerken bir yandan da subaylar eşliğinde atış talimleri yapılıyordu. Bunu duyan değişik bölgelerdeki Ermeni ve Süryani gençleri de gelip buradaki direniş hazırlıklarına katılıyordu.

Tabii bu durum Osmanlı yetkilileri tarafından fark edilince hükümet yetkilileri hemen bu duruma karşı önlem almaya başlar. Surp Hovhannes Dağı’ndaki olası direnişi başlamadan bastırmak gereklidir. Bir gün binlerce kişi ve bombayla çok büyük bir birlik geldi. Çarpışma başladı. Gece yarısına kadar, ateş ettiler. Bizim adamlarımız da ateş ediyorlardı. Gece yarısına kadar süren yoğun bombardıman ve çatışmalar sonucunda birçok direnişçi hayatını kaybeder. Bir kısmı kaçmayı başarır. Gün aydınlandığında direniş bitmiştir. Ertesi gün tipik bir devlet klasiği olan senaryo artık yaşanmaya başlanacaktı:Ordunun şefi (başkanı) bütün erkeklerin taş kilisede toplanmasını emretti. Bütün erkekler dediğini yaptılar. Dağda kimlerin olduğunu tespit etmeye zorladılar. Türkler bu adamların arasından bizim köyümüzden olan otuz beş genç erkek seçtiler, onları ikili gruplar halinde bağlayıp, Urfa’ya götürdüler.”

Germuş’ta direnişten sonra neler yaşanıyor?

Direniş ve 1915 katliamı sonrası Germuş Kasabası tamamen boşaltılıyor. Kuzeyden Harran Ovası’na bakan yemyeşil görüntüsüyle, çok sayıda ve çeşitli meyve ağaçları, bahçeleri ve mimarisi mükemmel taş evleri ile ünlü olan Germuş kısa süren bir sessizlikten sonra cumhuriyet sonrası yeni sahiplerine hediye ediliyor.

Kurtuluş savaşında gösterdiği yararlılıklar gözetilerek Uceymi Sadun Paşa’ya hediye edildiği söylenir. Uceymi Sadun Paşa’nın mensup olduğu aile, Mekke’den Irak’a göç etmiş bedevi bir ailedir. Şu anda da onun torunları ve biraz Arap nüfus köyde yaşamaktadır.

Aakta duran kilise ve taş evlerinin yanı sıra, o zamanlarda dikilen zeytin bahçelerinde dolaşmamız yeterli. Bugün halen yıkıntı halinde de olsa Ermenilerden geriye kalan evler ve kiliseleri görmek mümkün.