Artsakh’ın kültürel mirasının korunmasına ilişkin uluslararası konferans, Azerbaycan’ın karşı girişimlerine rağmen Viyana’da gerçekleşti.

Konferans, Salzburg Üniversitesi, Mavi Kalkan’ın Avusturya ofisi tarafından düzenlendi.

Konferans öncesinde 11-14 Mayıs tarihlerinde Salzburg’da “Çatışma sırasında Kültür, Artsakh’ın Ermeni Kültürel Mirası” başlıklı bir sergi açıldı ve bu arada “Artsakh’ın Manevi ve Kültürel Mirası” adlı İngilizce kitabın sunumu gerçekleşti.

Kitap, Eçmiatsin Ana Katedralin Artsakh’daki Manevi ve Kültürel Miras Ofisi’nin girişimiyle yayınlandı.

Armenolog Jasmine Dum-Tragut, potansiyel katılımcılardan bazılarının, sorunun siyasi değil kültürel olduğunu söylenmesine rağmen, çatışmaya dahil olmak istemediklerini söyleyerek konferansa katılmayı reddettiğini ifade etti.

Armenolog, Avusturya’daki halkın Ermenistan hakkında biraz bilgisi varsa da, Artsakh hakkında bilgilerinin olmadığını belirtti.

Şu anda Artsakh’ta 100 bin Ermeni’nin yaşadığını ve orada bulunmalarının kültürel mirasın korunduğunun garantisi olduğunu hatırlamak, konuşmak çok önemli.

Jasmine Dum-Tragut, bu ofisin Avusturya komitesinin başkanıdır. Armenolog, konferanstan önce yerel Azeri cemaatinin ve büyükelçiliğin etkinliğe katılanlara, Viyana Müzesi’ne, Avusturya devlet yapılarına ve hatta orduya mektuplar gönderdiğini söylüyor. Ancak Türklerden ve Azerilerden böyle “aptalca mektuplar” almaya alıştığını ve bunun kendisini hiç rahatsız etmediğini de ekliyor. Ancak, Azerbaycan büyükelçisinin Salzburg Üniversitesi rektörü ile görüşmesi endişe vericiydi. Fakat ertesi gün, etkinlik üniversitenin web sitesinin ön sayfasında yer aldı. 

Armenolog Dum-Tragut, üniversitenin kendisini ifade özgürlüğünü ve kültürü savunma konusunda  desteklediğini söylüyor.

13-14 Mayıs tarihlerinde Viyana’daki Tarihi Sanatlar Müzesi’nde “Çatışma sırasında Kültür: Güney Kafkasya bugün” konulu konferans gerçekleşti. Ana konusu, Artsakh’ın kültürel mirasının korunması ve yaşatılmasıydı.

Armenolog bayan Dum-Tragut, bazı potansiyel katılımcıların, sorunun siyasi değil kültürel olduğu söylenmesine rağmen, çatışmaya dahil olmak istemedikleri için konferansa katılmayı reddettiklerini ifade etti.

Avusturya’nın yerli halkı 2020 savaşı sırasında  bazı şeyler duydu, ancak bundan sonra tekrar unuttular çünkü medya artık Artsakh hakkında bilgi yayınlamadı.

Dum-Tragut, savaş sırasında ve sonrasında, Avusturya’da olaylar hakkında mümkün olduğunca çok bilgi yaymaya çalıştı ve ayrıca Ermeni askerleri için yardım topladı. Bir Armenolog ve dilbilimci olarak Artsakh ve kültürel mirası hakkında dersler vererek Avusturya kamuoyunu bilgilendirmeye çalıştığını da ekledi.

Ermeni konuşmacılar ağırlıklı olarak Artsakh’ın kültürel mirasının kaderi hakkında konuştular, yabancı uzmanlar ise kültürel mirasın uluslararası hukuk kapsamında korunmasını sağlamanın yollarına değindiler. Acil konular, Ermeni katılımcılar için yeni bir haber değilken, uluslararası katılımcılar bunu ilk defa öğreniyordu. Genel olarak savaş sırasında Artsakh’taki kültürel mirasa verilen zararı ve savaş sonrasında işlenen mezalimlerin yol açtığı tahribatı anlatıldı.

Ermeni konuşmacılar, savaştan sonra Artsakh’taki kiliselerin, mezarlıkların ve çeşitli anıtların yıkım vakalarını gündeme getirdiler. Konuşmacılardan bazıları mevcut durumu Nahiçevan’daki Ermeni kültürel mirasının kaderiyle karşılaştırdılar.

Konferans katılımcısı ve yönetmen Seda Grigoryan şöyle konuştu: “Nahiçevan ve Artsakh hakkında konuşurken, aynı Aliyevlerin son 20 yılda izledikleri politika çok görünür hale geliyor. Aynı şeyi Artsakh örneğinde de yansıtmak istedikleri açık. Benzer olaylar  Artsakh’ın halihazırda işgal edilmiş topraklarında tekrarlanıyor (aynısı olduğunu söyleyemeyiz, çünkü Nahiçevan’da 27 bin anıt tamamen yıkıldı, tüm manastır kompleksleri ve kiliseler yeryüzünden silindi. Ayrıca, yok edilen Cuğa’daki Ermeni  haçkar anıtlarının tarihini de biliyoruz). Artsakh örneğinde, yıkım vakaları var, şu anda tapınak duvarlarından Ermenice yazıtların silindiği gibi  Ağvanlaşma vakalarıyla daha sık karşılaşıyoruz. Bununla ilgili ciddi uzman konuşmaları da yapıldı.” 

Seda Grigoryan’ın konuşmasının konusu, halen üzerinde çalıştığı kendi filmi hakkındaydı. Artsakh ve Nahiçevan’ın kaderleri arasında paralellikleri çizdi. Yönetmen, filminde ayrıca, Artsakh’ın kültür mirasını korumak için gece gündüz çalışan uzmanların gösterdiğini de söylüyor. Onlar zaten Artsakh’ta yaşıyorlar ve bu mirasın korunmasının garantörleri.

Nahiçevan örneğine atıfta bulunarak Nahiçevan’daki Ermenilerin yurtlarını terk etmeye zorlandıkları andan itibaren tüm bölgenin Ermeni kültürel mirasının yok edildiğini söylüyor. Nahiçevan’da 27 bin anıtın yıkıldığı açıkça söylenebilir. 

Belgesel yönetmeni, “Özellikle  bu çatışma durumunda Kültürel mirasın bulunduğu topraklarda insanın bulunması önemlidir. Şu anda orada 100 bin Ermeni’nin yaşadığını ve orada bulunmalarının kültürel mirasın korunduğunun garantisi olduğunu hatırlamak ve söylemek çok önemli.  Bunu başarmak için anavatanlarında yaşayan Ermenilerin güvenliğini ve olası haklarının gerçekleşmesini sağlamalıyız” diyor.

“Mavi Kalkan” Ermenistan Cumhuriyeti için bir kalkan olmalıdır

Seda Grigoryan, “Mavi Kalkan” (Blue Shield) örgütünün Avusturya komitesinin Viyana konferansına katılımının altını çiziyor. Bu, onlarca ülkede faaliyet gösteren, çatışma ve doğal afet riski altındaki kültürel mirasın korunması için önde gelen uluslararası bir kuruluştur. Şu anda Ermenistan Cumhuriyeti’nde bir “Mavi Kalkan” ofisi açmak için yoğun çalışmalar devam ediyor. Grigoryan, bunun önümüzdeki aylarda olacağını umuyor. Ve o organizasyonun konferansa aktif katılımı ve desteği, bu fikri desteklemenin bir ifadesidir. Yönetmen Grigoryan, askeri çatışmalar ve doğal afetler durumunda kültürel mirasın korunması için gerekli becerilerin aktarılması, kültür ve müzeler alanındaki uzmanların yanı sıra ordunun yetiştirilmesi gibi örgütün deneyimini öne çıkarır.

Avusturya “Mavi Kalkan”  (Blue Shield) komitesi başkanı Karl Habsburg-Lothringen Artsakh ihtilafına çok net vurgu yaparak konuştu. Grigoryan, onun sorunu çok iyi bildiğini söylüyor.

Ermeni yönetmen “Bu tür konuşmalar ve tartışmalar geniş bir şekilde ele alınmalı, çünkü evet, uluslararası uzmanların yanımızda olmasına ihtiyacımız var. Onlar yanımızdayken, mümkün olduğunca görünür hale getirmeliyiz, çünkü bizim gerçeğimiz aslında dünyanın gerçeğidir, onu dünyanın ağzından dile getirmeliyiz” diyor.

Konferanstaki konuşmacılar arasında, askeri çatışmalar sırasında kültürel miras konularını ele alarak Avusturya Ordusu Hukuk Danışmanı, Askeri İşler Uzmanı Albay Michael Pesendorfer yer alıyordu.

Konferansa, 2004 yılında Ermenilere karşı uygulanan soykırım ARMENOSİD’i Slovakya’nın resmen tanınması sürecini bizzat üstlenen eski üst düzey Slovak yetkililer de katıldı. Onlar konferansa kendi inisiyatifleriyle katıldılar.

Resmi Yerevan bu tür olayları kamuoyuna açıklamalı

Seda Grigoryan, Ermenistan Cumhuriyeti’nin bu tür olayları devlet düzeyinde büyütmesini, onların tanıtımına katkıda bulunmasını büyük arzuyla umduğunu  belirterek, bunun Ermeni ve yabancı uzmanların konuşmalarının yapıldığı ciddi bir bilimsel ve mesleki etkinlik olduğunu vurguladı.

Grigoryan, “Bu bizim silahımız olmalı, özellikle barışı sağlamak ve barışın silahlarıyla savaşmak istediğimizde. Azerbaycan tarafının şikayetlerine kulak vermeyen tüm dostlarımıza ve yiğit insanlara sımsıkı sarılmalıyız. Azerbaycan tarafı bu konferans için bazı girişimlerde bulundu, engellemeye çalıştı ama uluslararası arkadaşlar korkmadan, tereddüt etmeden katıldı” dedi ve konferansa,  Ermeni Apostolik Kilisesi’nin ve Ermenistan  Cumhuriyeti’nin Avusturya  ve Slovakya’daki  Büyükelçisi Armen Papikyan’ın katılımını da  önemsedi.

Konferansa katılan yönetmen, resmi Yerevan’ın inisiyatif göstermesi ve bu tür olayları duyurmak için somut bir politika izlemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu, şu anda diplomasimizin ve siyasetimizin omurgasının en önemli parçalarından biri olmalı” dedi.