Ermeniler ve Çinliler çok eski zamanlardan beri birbirlerinin varlığından haberdardılar. Çince’de “Ermenistan” kelimesi “Ya-mai-ni-ya”dır ve “Asya’nın güzel kızı” anlamına gelmektedir.  Ermeni kaynaklarında, efsanelerde ve masallarda Çin, Çens ülkesi, Çinumaçin ve Çin olarak adlandırılır. M. Ö. bile Ermenilerin ticari amaçlarla, ipek, porselen ve diğer malları ihraç etmek için Çin’e gittiklerine dair güvenilir bilgiler var.

Çin’de Ermeni ilaçları, bitkisel boyalar ve mineraller, özellikle Çin-Hint ipeğinin en iyi türlerini boyamak için kullanılan kırmızı boya olan ünlü Vordan kırmızısı talep edildi.

Ermeni tüccarlar ipek, yeşim ve diğer malların ticaretini yapıyorlardı.

Garni, Dvin, Ani, Amberd Ermeni kalelerinin  arkeolojik kazılarında Çin porseleni, seladonit bulunmuştur.

Gümüş ve altın ipliklerle işlenmiş kumaşlar da dahil olmak üzere çeşitli Çin ürünleri İpek Yolu üzerinden Ermenistan’a getirildi.

Ortaçağ Ermeni  ve Çin resimleri arasında belirli bir bağlantı vardı.

Kilikya okulunun minyatürlerinde Çin ejderhaları, aslan-köpekleri, Vaspurakan resimlerinde  ise Çin ev eşyalarının görüntüleri bulunabilir.

Çin hakkında Movses Khorenatsi, Anania Şirakatsi, Stepanos Orbelyan ve Kilikya Kralı Hetum eserlerinde yazmışlardır. Çin topraklarını, doğasını, kültürünü, halklarını ve geleneklerini ayrıntılı olarak anlattılar.

Ermeni Mamikonyan ve Orbelyan hanedanlarının Çin kökenli olduğuna dair bir efsane var.

“Ermeni Tarihi” kitabında Khorenatsi, Mamikonyan hanedanının nerede ve nasıl ortaya çıktığını anlatıyor: “Şapuh zamanında, Mamikonyan hanedanının atası, kuzeydoğudan, kuzey halkları arasında ilk olan, yani Jen olan soylu ve büyük bir ülkeden Ermenistan’a geldi.”

Çin’deki ilk Ermeni yerleşimleri, 13. yüzyılın başlarında, Ermenistan’ın Moğollar tarafından fethinden sonra ortaya çıkmaya başladı.

Daha sonra Ermeniler ülkenin derinliklerine girdiler, Pasifik Okyanusu kıyılarına ulaştılar ve Kanton kentine (Guançjou) yerleştiler.

Ermeniler Hindistan ve Çin’e giden yolları biliyorlardı, yerel dilleri biliyorlardı, yerel nüfusun geleneklerini ve özelliklerini biliyorlardı. Bu yüzden pek çok Avrupalı, başarılı bir yolculuk için onları eskort ve çevirmen olarak işe aldı.

Akademisyen Hraçya Acaryan, 17-18. yüzyıllarda buna dikkat çekti.

Çinli yetkililerin himayesini ve halkın sempatisini kullanarak Ermeniler, ülkenin farklı bölgelerinde önemli bir nüfuz elde ettiler. 

Acaryan,”Çin kapılarını yabancılara, özellikle de Hıristiyanlara her zaman kapalı tuttu, ancak Ermeniler bir istisnaydı; mutlak özgürlüğe sahiptiler. Çin’de Ermeni tüccarlar o kadar yaygındı ki, Cizvit vaizler ülkeye ücretsiz giriş ve çıkış elde edebilmek için kendilerini Ermeni tüccar kılığına soktular” diye yazdı.

En ünlü Çin’de yaşayan Ermenilerden biri, John Lazar lakabıyla bilinen Hovhannes Ghazaryan’dı. 19. yüzyılın başlarında, İncil’i Çince’ye çeviren ilk kişi oldu. 19. yüzyılın sonunda Rusya, Doğu-Çin demiryolunu inşa etmeye başladı. Bu bağlamda, birçok Ermeni Rusya’dan Syunik ve Artsakh’tan Çin’e  göç etti. 20. yüzyılın ilk yarısında Ermeniler Mançurya, Harbin, Hong Kong, Şanghay, Makao ve Changchun’da yaşıyorlardı. Harbin’de 400 kadar Ermeni ailesi yaşıyordu, bir Ermeni kilisesi vardı (daha sonra Kültür Devrimi sırasında yıkıldı), sivil toplum kuruluşları da vardı.

1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, Ermenilerin çoğu, başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya gitmek üzere ülkeyi terk etti.