17-23 Haziran 2022 tarihlerinde, Devlet Başkanı Armenak Abrahamyan başkanlığındaki Batı Ermenistan hükümet üyeleri ve milletvekillerinden  oluşan heyet, bir dizi misyonla anavatanında bulunma onurunu yaşadı.

Vatanımızın sonsuz büyüklüğü ve zaman açısından tüm yerleşim yerlerini, tarihi ve kültürel anıtları ve cazibe merkezlerini ziyaret etmek mümkün olmadı. Ancak heyetimiz, çok az kişinin ziyaret etme şansına sahip olduğu yerlerde bulunmayı başardı. Ayrıca heyetimiz, anavatanlarında doğup yaşayan Batı Ermenistan vatandaşları ve milletvekilleriyle de bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

Yolculuk sırasında heyetin ilk ziyareti Batı Ermenistan’ın başkenti Karin-Erzurum’a oldu.

Tarihi Karin; Büyük Hayk’ın Yüksek Hayk eyaletinin Karno ilçesinde, Fırat nehri’nin sol tarafında, deniz seviyesinden yaklaşık 2000 m. yükseklikte bir şehirdir. Kentin güneyinde Havatamk Dağı tepeleri görülmektedir. Doğuda, Davaboyn sıradağları uzanır ve kuzey ve batıda, şehrin yakınında, Karin Ovası yayılır. Serin ve sağlıklı bir iklime, bol ve serin içme suyuna sahiptir. Burada kış uzun ve şiddetli, yaz serin ve kısadır.

Heyet buradan, Devlet Başkanı Armenak Abrahamyan’ın köklerinin çıktığı Kızılkilise köyüne gitti. Ne yazık ki, A. Abrahamyan’ın bazı ataları da Ermenilere yapılan soykırım ARMENOSİD’in kurbanı olmuş, bir kısmı da şans eseri hayatta kalmış. Birkaç Ermeni evi ve yapısı hala ayakta olmasına rağmen, köy eski Ermeni görünümünü tamamen kaybetmişti. Eski Kilisenin yerine de bir cami inşa edilmişti.

Bir sonraki ziyaret, Alevi halkının temsilcileri de dahil olmak üzere çok sayıda Ermeni’nin yaşadığı Dersim şehriydi. Burada delegelerimiz Batı Ermenistan vatandaşları, milletvekilleri ve Dersim Hay Platformu temsilcileriyle bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

Dersim: Eskide Batı Ermenistan’ın  Kharberd vilayetinde Dersim ilinin bir kasabasıydı. Cmışkatsag şehrinin 10-11 km güneydoğusunda, Hozat kasabasının 31 km batısında, küçük bir nehrin sol kıyısında yer alıyordu. İlçenin merkeziydi. Geleneğe göre Dersim adı, Türk işgalleri sırasında Ermeni nüfusunu Aleviliğe dönüştürmeye ikna eden ve böylece katledilmekten kurtulduğu iddia eden Ermeni rahip Der Simon’dan gelmektedir. Bölge dağlık ve ormanlarla çevrili. Sulak alanları vardır. Antik çağda Ermenilerin yaşadığı büyük bir kırsal kasabaydı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Ermeni ve Kürt nüfusun yaşadığı sıradan bir köydü.

Yukarı Fırat üzerindeki Urartu Köprüsü (yeniden inşa edildi)

Günümüzdeki Dersim, Ermeni kimliğinin ne pahasına olursa olsun korunmasının mümkün olduğu eşsiz Ermeni yerleşim yerlerinden biridir. Dersim’e ve Dersimliler’in tarihine ve bugünkü yaşamına daha önce yayınladığımız  haberlerde  değindik.

Hatırlatalım ki Dersim halkı vatanına ve kimliğine sımsıkı sarılı, ancak Dersimlilerin birçoğu Türk kılıcına kurban gitmemek için fiziksel varoluşunu korumak için Alevilik kisvesi altında saklanmayı tercih etti. Bu büyük jeopolitik döngüde Dersim halkı, çeşitli kaldıraçlarla kendi kimliğine, köklerine ve trajik olaylardan geçen tarihlerine ışık tutarak bir uyanış yaşıyor. Bugün, Ermeni kökenli herhangi bir Dersimliyi, Müslüman veya Türk olduğuna ikna etmek zordur. 

Delegelerimiz, Dersim’in Hozat ilçesinde, 1938 Dersim katliamını gösteren resimlerin sergilendiği bir açık müzeyi görme fırsatı buldular.

Bu resimlerde yerli halkın nasıl bir zulme maruz kaldığı açıkça görülmektedir. Bugünün nesli dedelerinin tarihini çok iyi biliyor. Dersim halkıyla sıcak temaslar, yurdumuzun çeşitli gezi ve tarihi yerlerinde de devam etti. Birlikte, kısmen veya tamamen  tahrip olan Ermeni kiliselerinin, evlerinin, çeşitli yapıların ve  çeşmelerin bulunduğu farklı köy ve kasabaları ziyaret ettiler. Kiliselerin bir kısmı depoya dönüştürülmüş, evler ise artık yeni sahiplerine hizmet veriyor.

Gerçek şu ki, tüm Batı Ermenistan topraklarında Ermeni mimarisinin, geleneklerinin ve genel olarak varoluş ve nefesin izleri mevcuttur. Misyonuna  devam eden delegeler, Yerzınka-Erzincan’da bulunan ve şu anda Altıntepe olarak adlandırılan ve devletin koruması altında olan Anahit Ditsamayr Ana Tanrıçanın tapınağını ziyaret etti. Ancak hiçbir kısıtlama ve kontrol, delegelerimizin görevlerini yerine getirmesini engelleyemedi. Genel olarak, Batı Ermenistan’da Anahit Tanrıça’ya adanmış birçok kutsal yer var.

Hristiyanlığı kabul edildikten sonra Anahit’e adanan Mehyanlar yerine inşa edilen kiliselere Meryem Ana’nın adı verilmiştir. Sadece Batı Ermenistan’ın Dersim ilinde buna benzer 18 kilise vardır. Ancak Anahit Tanrıça’nın kutsal mekanları sadece yapılarla sınırlı kalmıyor. Delegelerimiz, Anahit Tanrıça’nın sütünü simgeleyen kayanın göğsünden serin ve tertemiz suyun aktığı bir kutsal alanı ziyaret ettiler. Bu doğa harikasını görmeli ve hissetmelisiniz, burada tüm olumsuz duygular kayboluyor ve atmosferin aurası son derece olumlu. Ermenilerin burada hissettikleri tek olumsuz duygu, anavatanlarının acısı ve kaybıdır.

Delegelerimizin hissettiği ve yaşadığı tüm duyguları, onlara her zaman eşlik eden büyük pozitif enerji sadece kelimelerle tarif edilemez.

Yerzinka’daki bir doğa harikası olmasının yanı sıra büyük bir pozitif enerji kaynağı olan Girlevik şelalesi cazibe merkezlerinden biriydi.

Heyetin ziyaret ettiği köy ve kentlerde, Ermenilerin burada yaşadığını  belirten yerel halkla az veya çok iletişim kurmak mümkün oldu ve en cesur olanlar Türk devleti gibi antidemokratik bir ülkede kolay olmamasına rağmen Ermeni kimliğini gizlemediler. Genel olarak, heyet üyeleri yerel halk tarafından sıcak karşılandı. Hatta heyetin ziyaretinin amacını bilerek Surp Hakop kilisesinin bulunduğu Hozat’ın köylerinden birinde gelip onlarla yaşamayı ve yıkılan Ermeni kiliselerini restore etmeyi teklif eden insanlar bile vardı. 

Delegelerimizin ziyaret ettiği yerleşim yerlerinde, temelleri üzerine cami inşa edilmiş çok sayıda kilise de bulunuyordu ve bu da yapının gerçek tarihini çarpıtıyordu.

Dersim’de geçirilen birkaç gün boyunca ne yazık ki tüm kutsal yerleri, tarihi ve kültürel anıtları ziyaret etmek mümkün olmadı, ancak 1915’te çok sayıda Ermeni’nin yüksek uçurumdan atıldığı ünlü uçurumu görme fırsatı oldu, bu yüzden yerliler burayı Katliam Uçurumu olarak adlandırdılar.

Görgü tanıkları, bu yer hakkında şimdiye kadar insanların hafızasında kalan nesiller boyu korkunç hikayeler anlattı. Uçurumda o kadar çok ceset olduğu ve zeminin o kadar cesetlerle dolu olduğu ki aralarında mucizevi kurtulanların da bulunduğu söyleniyor. Bu kayanın üzerinde yıllar önce Batı Ermenistan Milletvekili, yazar, yayıncı Mihran Pırgiç’in  yanı sıra çok sayıda aydının da katıldığı, Ermenilere karşı işlenen soykırım ARMENOSİD’e kurban giden masum insanları anma töreninin yapıldığını da ekleyelim. 

Heyet üyelerimiz Dersim’den ayrılarak Dikranagert’e doğru yola çıktılar ve yol üzerinde Kharberd ilinde, Urartu döneminde Aratzani nehrinin sağ kıyısında inşa edilen ünlü Balu kalesinin yakınında durdular. Tarihçi Vardan’a göre kalenin bulunduğu dağ, Mesrop Maştots’un kalede yedi hafta kalması ve Ermeni alfabesinin harflerini tamamlaması nedeniyle onun adını almıştır. Burada Kale, duvarları, deposu ve 29 satırlık bir kitabenin kalıntıları korunmuştur.

Bir sonraki nokta Dikranagert oldu.

Eski başkent Dikranagert, M.Ö. 70’lerde kuruldu ve güçlü Ermeni kralı Büyük Dikran’ın onuruna adlandırıldı. Kısa sürede inşa edilen büyük ve görkemli şehir, Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve en güçlü surlarından biri olarak, 25 metre yüksekliğinde zaptedilemez bir kaleye sahipti.

Kuzey-güney doğrultusundaki oval duvarlar yaklaşık 5 km uzunluğundadır. Surların içinde tarihi Ermeni Sur mahallesi var. Türk devletinin işgal politikası nedeniyle ne yazık ki bir zamanlar Ermeni havasını kaybetmiş.

2015-16 silahlı çatışmalar sonucunda yaklaşık 20 bin kişinin Sur bölgesinden göç etmek zorunda kalması üzerine hükümet ilçedeki evleri yıkma kararı aldı. Bu bölge, Orta Doğu’daki en büyük Ermeni Surp Giragos Kilisesi’ne ev sahipliği yapıyor ve çatışmalardan önemli ölçüde zarar görmese de yakın zamana kadar kapalı kaldı. Mayıs 2022’de kilise tadilattan sonra yeniden açıldı.

Batı Ermenistan delegeleri, Dikranagert’te Batı Ermenistan vatandaşları ve diğer Ermeni asıllı kişilerle görüşme yaptı. Onlar, anavatanımızda yaşayan birçok yurttaşımız gibi, tarihsel adaletsizlikler sonucunda kendi öz diliyle konuşma fırsatından mahrum bırakılmış. Şunu belirtelim ki, bugün işgal altındaki Batı Ermenistan’da yaşayan milyonlarca Ermeni, Türk devletinin ayrımcı politikasının bir sonucu olarak Ermeni okullarının ve Ermenice eğitiminin olmaması nedeniyle anadilini bilmemektedir. Sıcak bir ortamda gerçekleşen görüşme sonucunda birçok yurttaşımız yakın gelecekte Batı Ermenistan vatandaşı olmak ve anadilini öğrenmek istediler.

Heyet, Dikranagert’te Surp Giragos Kilisesi’ni de ziyaret etti. Kilise ve çevresi genel olarak iyi ve bakımlı durumdadır.

Delegelerimiz Dikranagert’ten Van Gölü’ne gittiler. Van Gölü, doğal bir hazine olmasının yanı sıra adaları ve üzerlerine inşa edilmiş tarihi kiliseleri ile de tanınan vatanımızın en güzel yerlerinden biridir. Bunların belki de en büyüğü ve en ünlüsü Surp Haç Kilisesi’nin yer aldığı Ahtamar Adası’dır. Heyetimiz buradan misyonunu sürdürmek üzere yola çıktı.

Ahtamar manastır kompleksinin bir parçası olan ve eski zamanlarda Ermenistan’ın önemli bir ruhani merkezi olarak kabul edilen, Ermeni mimarisinin görkemli anıtlarından biri olan Surp Haç Kilisesi, 915-921 yıllarında mimar Manuel tarafından inşa edilmiştir. 1113’te Ermeni Apostolik Kutsal Kilisesi’nin Ahtamar Piskoposluğu merkezi haline geldi.

Batı Ermenistan heyeti burada mum yakıp ve dua ettikten sonra Muş’a doğru yola çıktı. Bugünkü Muş şehri, bir zamanlar Ermeni mahalleleri ve yapılarıyla öne çıkan tarihi Muş’tan farklıdır. Ancak burada hala atalarının topraklarına ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı Ermeniler yaşıyor. Delegelerimiz ayrıca, Muş’ta yaşayan Ermenilerle Batı Ermenistan Cumhuriyeti’nin gelişimi ve geleceği ile ilgili bir dizi önemli konunun tartışıldığı bir  görüşme yaptılar.

Ertesi gün, Aratsani-Murat nehri üzerinde inşa edilen Sulukh köprüsünde durduktan sonra Muş’un Surp Garabet manastır kompleksini ziyaret ettiler.

Bu muhteşem köprü, 190 metre uzunluğunda ve 12 kemer üzerine kurulmuş gerçekten Batı Ermenistan’ın en dikkat çekici ve güzel yapılarından biridir.

Şu an Çengili adı taşıyan köyde bulunan  Surp Garabet Manastırı, eskiden bir Mehyan iken, 4. yüzyılda Hıristiyanlığın kabulü sırasında manastıra dönüştürülmüştür. Sadece Daron dünyasının en ünlü manastırı değil, aynı zamanda tüm Ermenistan’ın Kutsal Eçmiatsin’den sonra bilinen en büyük manastırdı. Manastırın şöhreti ülke sınırlarını aşmış, yerli ve yabancı milletler için de bir kutsal mekan olmuştur.

Bir zamanlar görkemli olan yapı, şimdi iç kısmı depo olarak kullanılan harabe halindedir.

Yakındaki evlerin duvarlarında kiliseye ait haçkarları ve Ermeni harfleriyle oyulmuş kesme taşları çıplak gözle görebilirsiniz. Köyün sakinleri heyetimizi ilgiyle karşıladılar ve hem bu yerleşimin hem de kilisenin Ermeni olduğunu belirttiler.

Delegelerimiz yoluna Muş’tan Kars’a doğru devam etti. Batı Ermenistan’ın birçok ortaçağ kenti gibi, Kars da başlangıçta bir kaleydi ve 9.-13. yüzyıllarda kalenin etrafında bir şehir genişledi. Bagratunyats Krallığı (885-1045) döneminde Kars eşi benzeri olmayan bir yükseliş yaşadı.

10. yüzyılın 40’lı yıllarında Ermeni kralı Abbas Bagratuni Ermeni mimarisinin başyapıtlarından biri olan ve günümüzde artık bir cami olan Surp Arakelots Katolik Kilisesi’ni inşa eder. Camiye çevrildikten sonra kilisenin mimari yapısı zarar görmedi.

Ermenistan kralı, kilisenin inşasına ek olarak, bir zamanlar Orta Asya’nın en güçlü kalelerinden biri olarak kabul edilen Kars kalesini de güçlendiriyor.

Kars’ta Ermeni nefesi hep hissediliyordu, burada Ermeni mimarisinin örnekleri, Ermenilerin yaptığı evler hala ayakta. Ermeni mahallesinde delegelerimiz, kökenlerini ve tarihlerini gizlemeyen Ermeni vatandaşlarla iletişim kurma fırsatı buldular.

Batı Ermenistan heyeti, Kars şehrinden, bir zamanlar bir medeniyetin geliştiği Ani harabelerine hareket etti. Ani, gelişen Orta Çağ’da 961-1045 yılları arasında Bagratuni krallığının başkentiydi. Ani, en ünlüsü bir zamanlar Piskoposluk olan Ana Katedrali’nin de bulunduğu “binbir kilise şehri” olarak bilinir. Orta Çağ’da birçok ticaret güzergahı buradan geçmiştir. Şehirde çok sayıda saray ve kamu yapısı vardı. Ani, iki katmanlı Aşotaşen ve Sımbataşen surlarla çevriliydi ve şehir merkezinde bir iç kale bulunuyordu.

Şimdi ise Ani bir turizm merkezine dönüştü. Yarısı tahrip olmuş kültürel ve mimari hazineler artık UNESCO’nun denetiminde. Delegelerimiz UNESCO’nun taahhütlerinin ve yapılan çalışmaların doğruluğunu anlamak için Ani’ye bir gözlem misyonunda bulundu.

UNESCO’nun ihmallerini ve verimsizliğini kanıtlayan bir dizi gerçeklerin burada kaydedildiğini üzülerek belirtmek isteriz.

 տեղեկատվական որոշ ցուցատախտակներ վնասված էին,   բացակայում էին աղբամանները, բացի մեկ տեղից, որտեղ գտնվող եկեղեցու հիմքի վրա մինարեթ էր կառուցված, իսկ մնացած վայրերում առկա էին աղբի թափոններ:Örneğin, bir hayvan sürüsünün şehir sınırları içinde özgürce otlatılması ve bölgeyi kirletilmesi, bizim bazı kiliselerimizin iç duvarlarının yazılarla kirletilmesi, sorumlu kuruluşlar tarafından yapıların korunduğunu gösteren levhaların yokluğu, bazı bilgilendirme levhaları tahrip edilmesi gibi vakalar. Çöp kutusu yoktu, sadece bir kilise temeline yapılmış minarenin bulunduğu yerde bir çöp kutusu mevcuttu, geri kalan yerlerde çöp yığınları göründü. Ayrıca, delegeler Ani Ören yerinde Türk arkeologlar tarafından yürütülen kazı çalışmalarına  tanık oldu. Kazı çalışmalarını yürüten çalışanlar Batı Ermenistan Devlet Başkanı Armenak Abrahamyan’ın UNESCO’nun bu kazılardan haberi olup olmadığı sorusuna, Türkiye Kültür Bakanlığı’ndan izin aldıklarını, ayrıca yakın zamanda yeni kazıların planlandığını vurgulayarak, belirsiz bir yanıt verdiler. Ani surlarının yakınında Türk bayrağının bulunması Batı Ermenistan’a ve Ermeni ulusuna yönelik tarihi adaletsizliği bir kez daha kanıtlıyor. Milyonlarca Ermeni için kutsal sayılan bu güzel şehrin topraklarına yapılan bu tür ihlaller, Batı Ermenistan’ın ve genel olarak tüm Ermeni halkının liderliği tarafından kabul edilemez.

Ani Katedrali ayaktaydı, içeride restorasyon çalışmaları sürüyordu, kubbesi yoktu. Katedralin girişinde yapının Ermeni olduğunu belirten bir levha vardı.

Sadece Ani’nin değil, tüm Batı Ermenistan’ın doğal ve tarihi-kültürel zenginliğinin hala işgal altında ve yabancıların kontrolünde olduğunu üzülerek belirtmek isteriz.

Batı Ermenistan hükümeti, Ani’de yapılan gözlemlere ve kaydedilen gerçeklere dayanarak, yakın gelecekte UNESCO’ya sunulmak üzere bir rapor hazırlamayı planlıyor. 

Hatırlatalım ki, 2015 yılında Batı Ermenistan Devlet Başkanı Armenak Abrahamyan, Ani harabelerinin UNESCO’nun kalıcı listesine alınmasını önerdi, ancak ardından Türk hükümeti inisiyatifi ele aldı ve 2016 yılında UNESCO Kültür Mirası Komitesi 40. toplantısında Ortaçağ Ermenistanı’nın başkenti Ani’yi UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil etti.

Devlet Başkanı Armenak Abrahamyan başkanlığındaki Batı Ermenistan Cumhuriyeti hükümetinin üyeleri ve milletvekillerinden oluşan heyet böylece anavatanındaki misyonunu sonlandırdı ve  bundan sonraki yıllarda devam etmeye karar verdi.