1938, 9 Haziran’da legal iki kararnameyle Dersim Harbi kararlaştırıldı. Bir aydan fazla sürecek harekât, sefer mahiyetinde olacağı ve “harp etmeyi ve çarpışmayı” gerektireceği için “kara, hava ve jandarma” birliklerine kuvvetli tayin verilecekti. Sırada harekâtın planlaması vardı. Plan Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık ve ilgili bakanlıklar arasındaki yazışmayla belirlendi.

6 Ağustos 1938 tarihli kararnameyle sekiz maddede planlanan harekâtın, dört gün sonra da başlaması kararlaştırıldı. Kararnameye göre şu-bu değil TC vatandaşı Dersimli hedefti. 

Hükümetin harekât kararnamesi illegaldi, gizliydi. İlgili kararname, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ndeki Başbakanlık Kararnameler Kataloğu’nda kayıtlı değildi. Bundan hükümetin amaçladığı neydi? Anayasa ve kanun meşruiyetiyle var olan hükümet, “Dersim’de TC vatandaşı Dersimliye ne yapacağı kararını” neden gizlemişti? Elbette hukuki tartışması yapılmalıdır. Maddelerin analizinden anlaşılıyor ki, kırım kararnamesiydi. Harekâtla Dersim’de taş taş üstünde bırakılmayacaktı, öyle de yapıldı. ‘38’de harekâtla 13.160 Dersimli ile 122 asker-milisin ölmesi (İçişleri Bakanlığı), onlarca köyün haritadan silinmesi ve binlerce Dersimli ailenin parçalanarak 4’er kişi sürülmesi, “harekâtın niteliğini” anlaşılır kılmaktaydı. 1953’te Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut da yazdı ki, Dersim’deki harekâtta “harp hükümleri cari”ydi.[1] Bu, iki cephenin çarpışması olmayıp, devletin belirlediği planın “harp koşullarında uygulanmasıydı.”

Resmî dilin şifresini çözmek gerekiyor. Yazışmalarda geçen “dağı-taşı taramak”, Genelkurmay Başkanı’nın yazdığı gibi “harp”di ve “haydut” veya “isyancı”ysa, köyü yasak bölge kapsamında olan “toprağını terk etmeyen” ve can derdindeki Dersimliydi. Çünkü yasak bölge halkının toprağını ekip, biçmesi, bağının bahçesinin meyvesini toplaması ve evinde nefes alması yasaktı. Yasağa uymayan Dersimli “isyancı”ydı. “Yasak bölge”nin kanuni dayanağı, amacı “dilde, kanda [ve] kültürde birlik” olan 14 Haziran 1934 gün ve 2510 sayılı İskân Kanunu’nun 2’nci maddesiydi.

 İskân Kanunu özünde ırkçıydı, bunu her maddesinde görmek mümkündür. “Türk ırkı”na göre tanımlamayı esas alan analizle hazırlanmıştı. Kanunda Türk ırkından (madde 7, 12 ve 13), Türk kültüründen [Sünni İslâm] (madde 10, 11), anadili Türkçe (madde 11) ve soyca Türk (madde 12) olan olmayan ayrımıyla Türkiye’de “herkesin milleten Türk, dinen Sünni İslam olmadığı” resmen ilan ediliyordu. Vatandaşın aslı, Türk ve Sünni İslam olandı ve olmayan da “öteki”ydi.

Dersim tümden “öteki”ydi; Zaten “Dersim’i ıslahat” gerekçesiyle hazırlanan Osmanlı’da 18 ve Cumhuriyet’te 15 raporda yazılmıştır ki, asıl sorun Dersimlinin dili ve diniydi.

Gizli kararnamede TC vatandaşı Dersimlinin hedeflendiği bu kadar net yazılmıştı: Dersim’de 1 no’lu, 2 no’lu ve 3 no’lu yasak bölgesi Dersimliden temizlenecekti, hazırlanan listelerle binlerce Dersimli sürülecek ve 1500’ü belli endüstri merkezlerine işgücü olarak dağıtılacaktı.