Yüz iki yıl önce 10 Ağustos 1920’de Paris’in bir banliyösü olan Sevr’de Türkiye Saltanat Hükümeti ile 1914-1918 Dünya Savaşı’nda galip gelen Müttefikler arasında Sevr Antlaşması imzalandı. Sözleşmeyi Ermenistan Cumhuriyeti adına Avetis Aharonyan imzaladı. O ve Batı Ermenilerinin temsilcisi ve ulusal delegasyonun başkanı Boğos Nubar Paşa, başlıca müttefik devletlerle ulusal azınlıkların hakları, diplomatik ve ticari ilişkiler konusunda ek bir anlaşma imzaladılar.

Uluslararası hukuk açısından, Antlaşmaya taraf olan Ermenistan Cumhuriyeti, Antlaşmayı imzalayan tüm devletler tarafından hukuken tanındı.

Anlaşma, 1916’da imzalanan Saxe-Picot Antlaşması’na ve 1920 San Remo Konferansı Kararlarına dayanıyordu. Şimdi biraz Saxe-Picot Anlaşmasına değinmeme izin verin. Bahsettiğim gibi, 1916’da devam eden savaş sırasında imzalandı. Birinci Dünya Savaşı’nın yeni bir dünya düzenini başlatması gerekiyordu. Hala 1915’te İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki gizli görüşmeler sırasında bir anlaşma imzalandı, bu anlaşma ile Rusya’nın Karadeniz Boğazlarının kontrolünü ele geçirmesi sağlanıyor, bunun yerine diğer iki devletin Arap ülkeleri üzerindeki iddialarını tanımayı taahhüt ediyordu. Ancak İngiltere ve Fransa arasındaki çelişki ve 1916 Rus ordusunun Kafkas cephesindeki başarıları, İngiliz-Fransız müzakereleri için yeni bir yön belirledi ve 16 Mayıs 1916’da  Saxe-Picot Anlaşması imzalandı. Saxe-Picot anlaşmasının içeriği, Kasım 1917’de  metni Lenin’in emriyle yayınlandığında belli oldu. Anlaşma, İngiltere lehine değiştirilerek 1920’de İtilaf Yüksek Konseyi’nin San Remo Konferansı’nın anlaşmasının temelinde yer aldı.

10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, 91 bölüm ve 433 maddeden oluşuyordu. Ermeni bölümü 88-93. maddelerini kapsıyordu. Türkiye, Ermenistan’ı özgür, bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıdı. Türkiye ve Ermenistan, Karin-Erzurum, Trabzon, Van ve Bağeş vilayetlerini içine alan sınır çizilmesini ABD’nin kararına bırakmayı ve Ermenistan’a deniz erişiminin verilmesi ile Osmanlı topraklarının askersizleştirilmesi de dahil olmak üzere tüm karar ve önerilerini kabul ettiler. Gürcistan ve Azerbaycan ile olan sınırlar, bu devletlerle doğrudan müzakereler yoluyla belirlenecekti.

Azerbaycan bu süreci başlattı, ancak Gürcistan hala sessiz ve kendi adına böyle bir adımın Cavakhk’ın kurtuluşu için bir mücadeleye dönüşmesinden korkarak Azerbaycan’ın nihai sonuçlarını bekliyor.

Sevr Antlaşması’na göre, 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nun terk edilmiş mülkler hakkındaki kanun yasadışı ilan edildi. Ancak yurttaşlarımız nedense bunu uygulamıyor, yani mülkiyet haklarının iadesini talep etmiyorlar ve bir önceki konuşmamda da belirttiğim gibi, bu konuyu vatandaşlarının haklarının ihlali ve restorasyonuyla ilgilenebilir bir güce sahip olan Batı Ermenistan hükümetine başvurabilirler.

Anlaşmaya göre Türkiye’de kalan azınlıkların korunması, yaşam ve  özgürlük hakkı ve kanuna karşı eşitlik Batı Ermenistan hükümeti tarafından sağlanmalıdır. İşte bu nedenle Türkiye, yerli Ermeni milletini dini bir azınlık olarak sunmaya çalışıyor ve maalesef bunu Ateşyan ve geçen sefer bahsettiğim Kilikya Katolikosu Birinci Aram aracılığıyla yapıyor.

Bildiğimiz gibi, Sevr Antlaşması, padişahın yetkilerini Vezir’e devretmesiyle Osmanlı Türk hükümetinin Sadrazam’ı onayladı. Bu onay, Türkiye’nin Osmanlı mirasından vazgeçmesinin ve kendisini Atatürk’ün yarattığı bir devlet ilan etmesinin temeliydi. Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor, Sevr’i imzalayan ve bu imzalardan vazgeçmeyen devletler neden sessiz?

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu değilse, hangi hukuki zemine göre Batı Ermenistan’ın sahibidir? Türkiye devletinin toprakları nelerdir ve nasıl bir tarihsel-jeopolitik birimdir?

Bu Türkiye’yi rahat bırakmayan meseledir ve karşılaştığı sorunları Rusya’yı kullanarak Azerbaycan vasıtasıyla çözme telaşındadır.

Birinci Artsakh kurtuluş savaşı, Türkiye’nin planlarını otuz yıl geciktirdi, ancak aynı zamanda yeni jeopolitik durumu ve bu bağlamdaki fırsatlarını anlaması için de zaman vermiş oldu.

Rusya’nın Suriye ve diğer Sovyet devletlerine yönelik hırsları, Türkiye’nin yeni oluşturulan durumu Azerbaycan üzerinden kullanmasına izin vermiş ve Rusya’nın ve tüm dünyanın sessizliği ile 44 gün savaşını ve Ermeni birliklerinin Artsakh’tan çekilmesini tetikledi. Ukrayna örneğinde gördüğümüz gibi yeni bir dünya savaşı tehlikesini getirecek yeni bir durum yaratılıyor.

Şimdi söz sadece Sevr’den zaman zaman söz eden Sevr Antlaşması’nı imzalayan devletlere değil, tüm Ermeni halkına ve özellikle Sevr’den önce bağımsız bir devlet olarak var olan Batı Ermenistan Cumhuriyeti’ne aittir. Doğu Ermenistan, Artsakh, Nahiçevan, Cavakhk ve Kilikya da dahil olmak üzere tüm Ermeni topraklarında Ermenistan devletinin bütünselliği Sevr Antlaşması’ndan önce zaten var olmuştu. Kilikya’nın bağımsızlığının 102. yıldönümüne adanan bir önceki konuşmamda, Fransa’nın kendi çıkarlarını gözetilerek Kilikya’yı Türkiye’ye devrettiğini belirttim.     

Ama gördüğümüz gibi Fransa yaptığı hatadan çok pişman oldu. Bugün sessiz kalan ve Türkiye’nin savaşan politikasını zımni rızalarıyla destekleyen diğer tüm ülkeler de bundan pişmanlık duyacaktır. Türkiye’nin Ermenistan Cumhuriyeti ile doğrudan bir askeri çatışmadan korktuğu, yirmi milyondan fazla yerli Ermeni’nin Batı Ermenistan’daki ana Ermeni topraklarında yaşadığını ve anavatanlarını ve orada yaşama haklarını savunma fırsatını kaçırmayacaklarının farkında olduğu doğrudur. Bugün Ermenistan, Büyük İpek Yolu ülkelerini, Doğu ve Batı’yı ilgilendiren önemli bir jeopolitik faktördür.

Sevgili yurttaşlar, konuşmamı bitirirken hepinize hitap etmek istiyorum: Umutsuzluğa kapılmaya ve umudumuzu başkalarına bağlamaya hakkımız yok. Bu yüzden 24 Haziran 2014’te Batı Ermenistan Cumhuriyeti Sevr Antlaşması’nı onayladı. Ülkemizin efendisi biziz ve geleceğine ne pahasına olursa olsun karar vermeliyiz. Böylece, başımız dik ve birlik içinde, yeni durumlara hazır ve Sevr Antlaşması’nı uygulayabilecek durumdayız.