Kağıt kepçe

Bu deyim için Ermeni ulusal hareketinin manevi babası olan Patrik Khrimyan Hayrig’e borçluyuz.

1878’de Khrimyan Hayrig,  birkaç ay önce Rus ve Osmanlı İmparatorluklarının imzaladığı ve  16. maddesi Ermenistan’a atıfta bulunduğu Ayastefanos Antlaşması gereğince Ermeni sorununu Berlin’deki büyük güçlere sunmak için milletin temsilcisi olarak gönderildi. 

Temmuz ayında Berlin Antlaşması’nın imzalanmasından sonra,  Ermenistan kelimesini silip yerine “Ermenilerin yaşadığı vilayetler” konulan 61. maddesiyle Patrik, Ermenilerin eli boş kaldığı nedenlerini anlattı. Batı’nın ve Rusya’nın nasıl elimizi ayağımızı bağlayarak padişahın iradesine teslim ettiğini anlattı.

Oradaki tarihi konuşmasında cesurca şunu söyledi: “Heriz’in büyük kazanının etrafında, önemli ülkelerin tüm temsilcileri hazır bulundu ve büyük bir kısmı yemeye hazırdılar.

Hepsi demir kepçelerini elinde tutarak ve tadına bakmak için lezzetli lokmalar çıkarıyorlardı, oysa benim elimde sadece bir kağıt kepçe vardı, kepçe ıslak olduğu ve beni doyurma şansı olmadığı için kazandan hiçbir şey alamadım. Bu yüzden sadece insanların nasıl yediklerini, doyduklarını, gülüşlerini ve içtikleri şerefe diyerek içtikleri içkileri izleyebildim.

Khrimyan Hayrig, Berlin’de Ermeniler dışında herkesin (hatta mağlup Türkler bile) kutlama yaptığını anlayınca, ölümsüz deyimini icat etti ve Ermenilerden sonsuza kadar kağıt kepçelerden kurtulmamızı ve sadece demir kepçe almaya devam etmemizi istedi.

Halk Hayrig’e itaat etti. Ve düşman bize soykırım bile yapmış olsa da, demir kepçeyle Mayıs 1918’de Sardarabad’da, Eylül’de ise unutulmaz Arara savaşında, “Kafkas Ermeni Cumhuriyeti”nin 4 Haziran’da Batum Antlaşması’nı imzaladığını bilerek Türkleri yendik. 

1920’deki Paris Barış Konferansı’ndaki Ermeni ulusal heyeti, Ermenistan’ın uluslararası kamu hukukuna tabi bir devlet konumunda tam olarak uluslararası tanınmasını sağladığında demir kepçeyi kullanmaya devam ettik. 

Tanınmış bir devlet olarak Sevr Antlaşması’nı imzalamaya davet edildiğimizde, uluslararası tahkimde ABD Başkanı’nın sınırlarımızı Türkiye’nin sınırlarıyla çizdiği kararının alınmasında bizim için bu demir bir kepçeydi.

Ama ne yazık ki 1920 yılı, Ermeni halkının demir kepçeyi büyük Batılı güçlere, Rusya’ya ve Türkiye’ye vermek zorunda kalmasıyla sona erdi.

1921’den bugüne kadar, 100 yılı aşkın bir süredir köprünün altından çok sular aktı.

Şimdi izninizle bugünümüzü bir alegori ile anlatacağım.

1920’den beri kanunlaşmış ve uluslararası alanda aktif bir devletimiz varken aynı yılın sonunda bir kağıt kepçe almak zorunda kalarak doğu kesimimizi Sovyetleştirdik ve batı kesimde ise tamamen asimile olduk.

Bize açıkça ihanet eden Batılı güçlerin hoşgörüsüyle, düşmanımız, mutlak özgürlük koşullarında ve dış baskı olmadan, 1894’te başladığı halkımızın yok edilmesini tamamlamaya karar verdi, halkın kitlesel ve zorla yerinden edilmesini kolaylaştırdı, bizi topraklarımızdan ve maddi zenginliğimizden mahrum etti.

O zamandan bugüne, 1990’larda Artsakh’ın kahramanca savunulması ve 2020’ye kadar toprakların korunması dışında, biz Ermeniler, kağıt kepçeyle hafıza, hakikat ve adalet talep ederek dünyanın dört bir yanında  geziyoruz. 

Hepimiz şimdiki Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının bize demir kepçeyi geri vereceğine inanıyorduk, ancak bugün biliyoruz ki bunların hepsi bir seraptı, elimizde hâlâ bir kağıt kepçe var, bunun Rusya ve jeopolitik kurumlar ile tamamen koordineli olduğunu görüyoruz  ve aslında şimdiki talihsiz bir tarihsel aşamada bulunan Ermenistan, 1920 yılının Ermeni devletinden koptu. Batı Ermenistan’ın tüm yerli sakinleri, hepimiz farkında olmadan kağıt kepçeyi elimizde tutmaya devam ediyoruz, ancak hala mevcut Ermenistan Cumhuriyeti’nin varlığının bizim için önemli olduğu yanılsaması içindeyiz. Tertemiz bir yürek ve büyük bir vatanseverlik ile Ermenistan için her zaman adaleti sağlamaya çalıştık ama elimizdeki ıslak kağıt kepçe ile bahsi geçen Artsakh dışında hiçbir şey yapamadık. Meydanda, tiyatroda, okulda ya da sokakta her hareket bize kendimizi aştığımızı hissettiriyor… ama heyecan azalmaya başlayınca hâlâ bir kağıt kepçe taşıdığımızı fark ediyoruz.

Dünyanın herhangi bir büyük ülkesinde Türklerin gerçekleştirdiği soykırımını tanımak için ne zaman kanun çıkarsa artık gerçekten demir kepçe kullandığımızı sanıyoruz ama bir süre sonra hala kağıt kepçe kullandığımızı tekrar fark ediyoruz. Eylemlerimizin tecrit edilmiş olması veya sivil veya siyasi dernekler aracılığıyla gerçekleştirilmesi, uluslararası düzeyde uygun bir öneme sahip olmadığı ve Ermeni halkı uğruna çabalarımızdan yararlanabilecek bir devlet adına gerçekleştirilmediği için, tüm bunlar, Batı Ermenistan’ın yerli halkları olarak, en üst düzeyde sayısız uluslararası tanımaya rağmen 1920’lerin sonundan beri bir devletimiz olmadığına inandığımız için oluyor.  Ve sonra, Khrimyan Hayrig’in Berlin’de olduğu gibi, devletin dışında kaldığımızı fark etmeden, 1991’de kendi özgün topraklarımıza geri dönebileceğimiz bir devletimiz olduğunu düşündük.

Bugünkü tarih, Sovyet Ermenistanı yetkililerinin 1991 yılında, 1920 Ermeni devletinin halefi yerine yeni bir cumhuriyet kurmaya karar verdiğini açıkça göstermektedir. Tarihi Ermenistan’dan bağımsızlaştırarak, onu uluslararası kamu hukuku kapsamında talep etme hakkını kaybettiler ve hepimizi yurttaşlar ve Ermeniler olarak topraklarımıza karşı kadere terk ettiler.

Ermenistan Cumhuriyeti’nin bugünkü liderleri bize diaspora diyorlar ve bizleri Ermeni kanı taşıyan yabancılar olarak görüyorlar ama biz bu gerçeği görmek istemiyoruz, görmeyi reddediyoruz. Biz onlara kardeş diyoruz, 1920’de kutsanmış, tüm atalarımızın geldiği devleti unutmuşken, kendimizi bize destek vermeyen ve bizi görmeyen bir devletin parçası olarak görüyoruz. Egemen jeopolitik düzende Türkler ve Azeriler tarafından gasp edilen bizim tarafımızdan terk edilen devlete (1920 devleti) geri adım gözükmüyor, çünkü biz Ermeniler başka bir şey yapıyoruz ve varlığımızı ve uluslararası yasal haklar alanında savunmuyoruz. 

20. ve 21. yüzyıllarda halk olarak karşı karşıya kaldığımız tarihi ve hukuki gerçekleri anlamakta netlik olmaması, bugün yapılması gereken basit şeyleri yapmaktansa kendi zararımıza hareket etmemize neden oluyor.

Bu gizli gerçeği hepimiz için ortaya çıkaran ve kağıt kepçeyi sonsuza dek gömmeye ve tüm Ermenilerimize topraklarımızı geri alabileceğimiz bir demir kepçe vermeye karar verenler Artsakh gazileriydi. Bu metal kepçe, 1920 Ermeni devletinin devamı olan Batı Ermenistan Devletidir. Böyle bir kavramsal netlikle, ne yapılması gerektiğini tahmin etmek kolaydır.

Her şeye rağmen, Diaspora olarak adlandırılan mevcut Ermenistan Cumhuriyeti’ne yabancı olan bizler, dünyanın her yerindeki Ermeniler, vatandaşlığımızı ancak Batı Ermenistan Cumhuriyetimizde kaydedebiliriz.

Bu hareketle demir kepçemize ve vatandaşlığımıza kavuşacağız ve bütün Ermeniler, her biri kendi demir kepçesiyle Cumhuriyetimize geldiğinde, hep birlikte adaleti yerine getirecek ve cezasız bir şekilde soykırım işleyerek elde edilen bu gerçeği meşrulaştırmayacağını ve topraklarımızı yönetmek için Türkiye ve Azerbaycan’dan daha iyi bir seçim olduğumuzu dünyaya anlatacağız. Bugün pek çok Ermeni’nin bunu tasavvur etmesi mümkün değil, ancak dünyadaki tüm gücümüz ve beş kıtadaki Ermeni varlığı düşünüldüğünde, devletteki tüm Ermenilerin vatansever hedefte ikna ve bağlı olması, Ermenistan’ın bugününün ve geleceğinin Batı Ermenistan Cumhuriyeti’ne bağlı olduğunu göreceksiniz.

Vatandaşlık kaydını ertelemeyin.

Binlerce Ermeni bunu artık yaptı, bu makaleyi okuyarak siz de yapın.

Ülkenin size-bize ihtiyacı var. Hepimiz bir bütün olarak Batı Ermenistan’ız.

Dr. Guillermo A. Karamanyan