Türkiye’de üç kuşak boyunca sanayicilik yapan bir aile ya da sermaye grubu ile karşılaşmak oldukça güç. Bugünün büyük sanayi gruplarının tarihlerini Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar taşımak mümkün olsa bile sanayiye geçişleri ancak 1950’li, 60’lı yıllarda gerçekleşiyor. Önce ticari faaliyet, arkasından sınai faaliyet geliyor.

Bu imalatçılardan üç kuşak boyunca devam edebilen üstelik ölçek büyüterek bugünlere gelebilen çok az. Yarmayan ailesi bu nadir örneklerden biri. 1922 yılında dede Harutyun Yarmayan‘ın Perşembe Pazarı’nda başladığı imalatçılığı önce oğul Mihran bir fabrikaya taşır, ardından da torun Arsen bu atölye irisi fabrikayı modern bir işletme haline getirir.

Tokat’tan İstanbul’a, Tarımdan Ticarete

Yarmayan ailesinin köklerini 19. yüzyıl başlarında Tokat‘a kadar götürmek mümkün. 1934’teki Soyadı Kanunu’ndan sonra “Yarman” şeklini alacak olan soyadları “Yarmayan”ı da temel geçim faaliyetlerinden almışlar. “Yarmayan” buğday yarmacısı demek; aile değirmencilikle uğraşmaktadır. Değirmencilik dışında bağcılık başta olmak üzere tarım da temel uğraşılardan biridir.

Yarmayanlar 20. yüzyıl başlarında tüm faaliyetlerden elde ettiği gelirle yörenin varlıklı, ileri gelen aileleri arasında sayılmaktadır. Arşak Alboyacıyan’ın Badmutyun Yevtogyo Hayots (“Tokat Ermenileri Tarihi”, Kahire, 1952) adlı kitabında, büyük dede Abraham Yarmayan‘ın 1882 yılında Tokat’ta kilise yönetim kurulu üyesi, 1908 yılında manastırın yönetim kurulu üyesi, 

1914 mebus seçimlerinde ise müntehib-i sani olduğu bilgisi bulunmaktadır.

1915 Ermeni Tehciri öncesinde Yarmayanlar kalabalık bir ailedir. Çocuk ve torunlarla 20 kişiyi geçen aile Tokat’ta Sulu Sokak’taki büyük bir konakta yaşamaktadır. Yazları ise Malkayası’ndaki bağevlerinde geçirirler. Yarmayan ailesinin fertleri eğitimlerini Tokat’ta bulunan Amerikan Koleji‘nde alırlar. Her ne kadar ilk eğitimden ibaret de olsa o dönemin koşullarında Batılı bir eğitimden geçmek azımsanabilecek bir durum olmasa gerek. Harutyun Yarmayan’ın kardeşlerinden Minas Yarmayan daha da ötesini gerçekleştirir, Beyrut’a giderek eğitimine devam eder. 1906 yılında Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nden mezun olan Minas Yarmayan Ermeni Tehciri sırasında Erzincan Aziziye Hastanesi’nde askeri tabip olarak çalışmaktadır.

Doktor Mezburyan’ın Ermeni Kökenli Doktorlar (1957, s. 243) adlı kitabında ve İstanbul’da Ermenice olarak yayımlanan Nor Gyank (Yeni Hayat) adlı gazetenin 1.2.1918 tarihli nüshasında yayımlanan Şehit Verilen Ermeni Doktorlar başlıklı yazıda Minas Yarmayan’ın Erzincan Aziziye Hastanesi’nde kolları hemşireler tarafından tutularak zorla ilaç zerk edilmek suretiyle öldürüldüğü belirtilmektedir.

1915 tehcirinde aile Tokat’ı terk etmez; konakta saklanma kararı alır. İki istisnayla; birincisi yukarıda sözü edilen Erzincan’da doktorluk yapan Minas Yarmayan, ikincisi üç çocuğu ve eşiyle Harutyun Yarmayan.

Konağın altında gizli bir sığınak bulunmaktadır. 6-7 aylık yiyecek stoğu ile yaklaşık 17 kişi burada saklanır. Hepsi ölümle tanışır, kurtulan olmaz. Eşi ve çocuklarıyla beraber ormanda saklanan ve tanınmamak için kadın kıyafetiyle dolaşmak zorunda kalan Harutyun Yarmayan ise sağ kalmayı başarır.

1916 yılında Harutyun Yarmayan ve ailesi Tokat’a geri döner. Tehcir olayı büyük servetlerin el değiştirmesine de yol açmıştır. Yarmayanlar mülklerinin büyük bölümünü geri alamasalar da başlangıçta oturdukları konağı ve bağevini geri almayı başarırlar. Ancak bir süre sonra, dönemin yükselen isimlerinden, Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerinden muhtar Yoğurtçuoğlu, Harutyun Yarmayan’ın eşi Armenuhi Elmon Hanım’ı kaçırır. Ancak bağevi de Yoğurtçuoğlu’na terk edilerek büyükanne kurtarılır. Bu olayın da ardından aile Tokat’a terk eder ve 1920 yılında İstanbul’a gelir.

Arsen Yarman’ın elinde o dönemden kalma 80’i aşkın tapu var. Tokat’tan ayrılırken aile bu kadar mülkten de yoksun kalmış olur. Ancak Arsen Yarman, ailenin İstanbul’a geldiğinde maddi anlamda çok sıkıntı çekmediğini, bir miktar altının elde kalmış olduğunu söylüyor.

Hurda Alım-Satımından İmalata

Harutyun Yarmayan İstanbul’da oğlu Mihran’la birlikte hurdacılık yapmaya başlar. Bugünkü Çırağan Oteli, eski Şeref Stadı’nın bulunduğu yerde İngilizlerden aldıkları malları satarak hurda ticareti yaparlar. 1924 kritik yıl olur; ticaretten imalata geçiş yılı. Hurdacılıktan imalata geçilir. Perşembe Pazarı’nda demir mamul üretimine başlanır. Başlangıçta tek dükkân varken, zaman içinde 2-3 dükkanları olur. Buradaki üretim yapısını sanayi olarak nitelemek yanlış olacaktır, usta-çırak ilişkisine dayalı zanaatkarlığı biraz aşmış bir imalat yapısından söz etmek daha doğrudur.

Baba Harutyun Yarmayan’ın da, oğul Mihran Yarmayan’ın da teknik ya da mühendislik eğitimi yoktur. Ancak, sonraki yıllarda daha da artacak olan imalat tutkusu kanlarında vardır. Tokat’ta Amerikan Koleji bulunmasına ve ailenin bir bölümü burada okumasına rağmen, okul çağı savaş ve tehcir gibi olağanüstü durumlar içinde geçen Mihran Yarmayan doğru düzgün eğitim alamaz, o yıllarda henüz yabancı dil de bilmemektedir. Fransızcayı 45 yaşından sonra öğrenir. Yarmayan ailesi Istanbul’a ilk geldiğinde Harbiye’ye yerleşir. Uzun yıllar burada otururlar. Yazları ise Yakacık’ta kalırlar.

1920’li yıllar Cumhuriyetin kuruluş yılları, toplu iğneden çiviye, basmadan kunduraya, şekerden çimentoya kadar her şeye çok büyük talep vardır. Bunları üretmek de dışarıdan almak da çok güçtür. Nasıl üretilecek? Neyle alınacak? 1920’li yıllar biraz dışarıdan alarak, biraz da özel sektörün bir şeyler üretmesini bekleyerek/destekleyerek geçer. 1930’lar değişen uluslararası konjonktürün de etkisiyle devletçilik yılları, yani devletin sanayiye el attığı yıllar olur. Osmanlı’dan devralınan bir imalat sanayii var mıdır? İki savaş, hem maddi birikim olarak hem de bilgi birikimi olarak ortada pek de bir şey bırakmaz. Bir süreklilik elbette var, sıfırdan başlandığını söylemek abartı olacaktır. Ancak ihtiyaçlarla var olan arasındaki açı çok geniştir.

Yarmayanların imalat serüveninde, cesaretleri kadar bu boşluk da çekici olur. Harutyun Yarmayan ve oğlu Mihran Yarmayan, nal, çivi, kazma, yaba, bel, tırmık, semer, eyerden sobaya, kovadan baltaya, atlı çöp arabasından arazöz üretimine 1920’lerin ortasından 1930’ların sonlarına kadar önemli bir mesafe kaydederler. Bu tür demir mamullerin yanı sıra döküm-kaynak işlerinde de ustadırlar.

İngiltere Kralı VIII. Edward‘ın 1936 yılında İstanbul’u ziyareti sırasında Sirkeci Garı’nda hazırlanan “Hoşgeldiniz” tabelası, Harutyun Yarmayan’ın üretimidir. 1938’de Atatürk’ün ölümünün ardından Dolmabahçe Sarayı‘nda naaşının konduğu katafalkın etrafına yerleştirilen pirinç meşalelerin Mihran Yarmayan tarafından yapılmış olması ise aile için hâlâ bir övünç kaynağıdır.

1931 yılına gelindiğinde Mihran Bey hem babasının yanında çalışır, hem de başkalarıyla ortak ayrı bir işi vardır. 1931-43 arasında bu şekilde çalışır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ordu için etüv (buharla dezenfeksiyon makinesi), sis bombası, hava defi lambası (projektör), istihkâm kazması üretirler.

Ailenin üçüncü kuşak temsilcisi Arsen Yarman, 1967 yılında İtalya’da Padova Üniversitesi’nde mühendislik eğitimine başlar. Ancak 1971 yılında işte kendisine duyulan ihtiyaçtan ötürü beşinci sınıfta okulu bırakıp döner. Arsen Bey’in ilk işlerinden biri işletme organizasyonu yapmak olur. Kendi ifadesiyle o güne kadar “büyük bir atölye” olarak yönetilmiş fabrika artık “modern bir işletme” olarak yönetilmeye başlar.

Arsen Bey de dedesi ve babası gibi birtakım ilklere imza atmıştır. Boğaziçi Köprüsü’nün yapımında kullanılan Türkiye’nin ilk öngerilimli beton kalıbı (300 tonluk) Yarmayanlar tarafından üretilmiştir.

Arsen Yarman, sanayi maceralarını şöyle özetliyor:

“1960’lara kadar römorktan asfalt tankına ‘ölü makina’ ürettik, 60’lardan sonra ‘canlı makina’ üretmeye başladık. 80’lere kadar ‘bilgi+beceri’ ayakta kalmayı sağlıyordu. Ancak artık güçlü bir sermaye birikimi olmadan ayakta kalmak imkansız.”

80’ler Yarman ailesinin iş hayatı açısından en zor yıllar olur. Özal yıllarının, sınai üretimi bir bütün olarak tehdit eden ekonomi politikaları, Yarmanları da oldukça fazla etkiler. Yıllar boyunca tüm darboğazlara karşın yapmadıklarını 1989 yılında yapmak zorunda kalırlar, küçülürler. Şu anda sadece asfalt makineleri üreten işyerinde yaklaşık 25 kişi çalışıyor.