Yeni araştırma, Ermenistan’da 8000 yıllık genetik sürekliliği gösteriyor.

Ermenilerin Ermeni Platosunun yerli halkı olduğu gerçeği, genetik alanındaki önemli araştırmalarla zaten doğrulanmıştır. Örneğin, Haber et. al.  (2015), Ermeniler arasında en az 4000 yıl boyunca hiçbir mizaç kanıtı bulamamış ve şu sonuca varmış: “Analizlerimiz, Ermenilerin yakın tarihlerinde diğer nüfuslarla önemli bir karışma yaşamadıklarını, bu nedenle Tunç Çağı’nın sonundan beri genetik olarak izole olduklarını gösteriyor. Küresel genetik çeşitlilikte Ermenilerin konumu benzersiz ve Ermenistan’ın coğrafi konumunu yansıtıyor gibi görünüyor. Tarihlerinin başlarında Ermeniler tarafından farklı bir kültürün benimsenmesi, onların çevreden genetik izolasyonuna yol açtı.”

Aynı sonuca Hellenthal et. al. sitesinin (2014) Science dergisinde yayınlanan İnsan Karışımının Tarihi Genetik Atlası’nda varıldı. Bu bulgulardan dolayı bazı bilim insanları modern Ermenileri “yaşayan fosiller” olarak adlandırıyorlar.

Mezarlık alanlarından toplanan antik DNA üzerinde daha sonra yapılan araştırma, modern Ermeniler ile Ermeni Platosunun eski sakinleri arasındaki genetik benzerlikleri ortaya çıkardı. Örneğin, Allentoft et al sitesi (2015), Tunç Çağı insanları (yaklaşık MÖ 3500) ile modern Ermeniler arasında genetik benzerlikler keşfetti ve Lazaridis ve diğerleri (2016), Kalkolitik (yaklaşık MÖ 6000) ve Ermenistan’da kazılan Tunç Çağı Ermenileri arasında (yaklaşık MÖ 3500)  benzerlikler keşfetti.

Benzer açıklamalar ünlü blogcu-genetikçi Dinekes tarafından da yapılmıştır.

Bloger açıklamasında Ermeni genetik sürekliliğini teyit ediyor, ancak bu sürekliliğin Tunç Çağı’nın ötesine geçip geçmediğinden şüpheleniyor: “Kafkasya/Orta Doğu açısından, Tunç Çağı Ermenilerinin modern Ermenilere çok benzediği ilk bakışta net görünüyor. Ermenilerin genetik devamlılığının Tunç Çağı’nın ötesinde mi olduğu yoksa Ermenilerin Tunç Çağı’nda karışma sonucu mu oluştuğu henüz bilinmiyor.”

Yeni veriler, bu sürekliliğin 7.811 yıl önceki Tunç Çağı’nın (mitokondriyal DNA’ya dayalı) ötesine geçtiğini gösteriyor. Mitokondri anneden bebeğe geçer. Bu nedenle, mitokondriyal genomları incelemek, bilim insanlarının zaman içinde kadınların benzersiz tarihini izlemelerine olanak tanır. Ermenistan ve Artsakh’ta kazılan iskelet kalıntılarından antik anne DNA’sı üzerine yapılan son araştırmalar, modern Ermenilerin DNA’sı ile güçlü bir eşleşme olduğunu gösteriyor. Current Biology dergisinde yayınlanan (“Eight Millennia of Matrilineal Genetic Continuity in South Caucasus”) “Güney Kafkasya’da Sekiz Bin Yıllık Anasoylu Genetik Süreklilik” başlıklı çalışma, Ermenistan ve Artsakh’ta kazılan iskelet kalıntılarından 52 antik genomu inceledi. Eski örnekler için radyokarbon tarihleme 300 ila 7.811 yıl önce arasında değişiyordu.

Danimarka Doğal Tarih Müzesi JeoGenetik Merkezi’nden Morten E. Allentoft, “Güney Kafkasya’nın bazı bölgelerindeki birçok eski ve modern mitokondriyal genomu analiz ettik ve en az 8.000 yıl boyunca genetik süreklilik bulduk” dedi ve devam etti: “Yani bu çok uzun süre boyunca dişi gen havuzunda herhangi bir değişiklik tespit edemedik. Bu çok ilginç çünkü bu bölge aynı dönemde birden fazla kültürel değişim geçirdi, ancak bu değişimlerin en azından kadın nüfusu üzerinde genetik bir etkisi yok gibi görünüyor.”

Araştırmacılar, antik çağlardan beri kültürel bir kavşak konumundan dolayı dünyanın bu bölgesini incelemekle ilgilendiler. Aynı zamanda Hint-Avrupa dillerinin önemli bir çıkış alanı ve potansiyel yayılma alanı olarak da bilinir.

Çalışmada şunlar belirtiliyor: ”Bu sonuç, Güney Kafkasya’daki mtDNA gen havuzunda son 7800 yılda büyük bir genetik değişikliğin meydana gelmediğini göstermektedir. Bu veri kümesindeki en küçük genetik mesafenin, hem ağ analizi hem de ayrımcı ana bileşen analizi tarafından kanıtlandığı gibi, modern Ermeniler ile eski insanlar arasında var olduğunu bulduk. Karin-Erzurum, Ararat ve Artsakh dahil olmak üzere çeşitli bölgelerdeki Ermeniler, Ermeni Platosunun eski sakinleri ile en yakın ilişkileri göstermişlerdir. Modern Ermeni grupları ile antik grubun bariz benzerlikleri olduğu açıktır.”

Buna ek olarak, çalışma, yaklaşık 25.000 yıl önce, son buzul çağında (LGM) etkili kadın popülasyonunda önemli bir azalma ve ardından yaklaşık 10.000 yıl öncesine kadar hızlı bir nüfus artışı (yaklaşık 10 kat) keşfetti.