19. yüzyılın 90’lı yıllarının başlarında, Abdülhamid’in hükümdarlığı, daha sonra da Jön Türkler sırasında acımasızca katı bir kanun uygulandı: Ermenileri ve genel olarak yerli Hıristiyanları yok ettikten sonra, izlerini temizlemek. Bunlar ilk önce tapınaklar, kiliseler, tarihi-mimari anıtlardır. Talat daha sonra, “Geleceğin önünde kendini haklı çıkarmanın tek yolu budur,” diyecekti.

Bu Hamit-Talat usulü talimat Sovyet döneminde, özellikle Azerbaycan’da Aliyevler döneminde oldukça aktif uygulandı.

Dolayısıyla, Nahiçevan’da 150.000 Ermeni tarihi anıtından sadece 4.000’inin kaldığını çok iyi bilen büyük Aliyev’in, Ermeni özerkliğinin sınırları dışında kalan toprakları düşünmesi şaşırtıcı değildi.

“Bakinski Raboçi” gazetesinin 23 Ocak 1998 tarihli sayısında Aliyev, Sovyet iktidarı ve Türkiye sayesinde Ermeni Nahiçevan topraklarının tamamının Azerbaycan haline geldiğinden emin olarak şunları beyan ediyor: “Azerbaycan çevresindeki topraklar da Azerbaycan’a ait oldu. Mevcut Ermenistan Cumhuriyeti’nin Kapan bölgesi, bu toprakların büyük bir listesinde yer almaktadır. Birleşmiş Milletler’in, Güvenlik Konseyi’nin ve tabii ki Minsk Grubu eşbaşkanlarının üç başkanının da bu coğrafi ayrıntıya özel önem vermesini istiyorum.”

Yani strateji açısından Aliyev o dönemde her şeyi planlamıştı. Ve aynı yıl, 1998’de Nahiçevan’da son Ermeni ARMENOSİD’i yani soykırımını üstlendi.

“ARMENOSİD’i Unutma, Unutturma”