Batı Ermenistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Armenak Abrahamyan’ın analizini sizlere sunuyoruz.

BATI ERMENİSTAN- 29 Mart 2011 tarihinde, uluslararası hukuka uygun olarak, Ulusal Konsey ve Batı Ermenistan Hükümeti, Batı Ermenistan topraklarında askeri, pozitif ve kalıcı tarafsızlık ilan etti.

Bu açıklama sadece sürgündeki Ermenilere değil, aynı zamanda 22/ Kasım/1920’de Wilson’ın Tahkim Kararıyla  belirlenen Batı Ermenistan topraklarında yaşayan Ermenilere de atıfta bulunmaktadır.

Eski arkadaşlarımdan biri, Yerevan’dan Ararat Dağı’na bakarken, bana “Ararat Dağı’nın yamacındaki ışıkları görüyor musun, orada bir NATO askeri üssü var” dedi.

Bu yüzden Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü NATO’nun Türk işgali altındaki Batı Ermenistan’da, bir askeri üssü olup olmadığını öğrenmeye çalıştım.

NATO’dan bahsetmişken, önce NATO’nun ne olduğunu, temel ilkelerinin neler olduğunu anlayalım.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) 1949’da kuruldu ve 27’si Avrupa ve ikisi Kuzey Amerika olmak üzere (18 Temmuz 1932’de Milletler Cemiyeti üyesi olan, Soğuk Savaş’ın başlangıcında 18 Şubat 1952’de İttifaka katılan Türkiye de dahil), 30 üye ülkeye sahip Kolektif güvenlik, sorumlulukların korunması, kriz yönetimi, özellikle terörle mücadele ilkesine dayanmaktadır.

Türkiye’deki NATO askeri üsleri ise iki tanedir: İncirlik ve Kürecik. NATO tarafından füze savunması için kullanılan Kürecik üssünde bir uyarı radarı var. İncirlik’e gelince,  ABD’nin  NATO’ya sağladığı B-61 nükleer bombalarının bakımını yapan ABD Hava Kuvvetleri [ve anti-cihatçı koalisyon] tarafından kontrol ediliyor.

Sonuç olarak, Türkiye’nin işgal ettiği Batı Ermenistan’da (Kilikya hariç) herhangi bir NATO üssü bulunmamaktadır ve bu hukuki nedenle Amerika Birleşik Devletleri Lozan Antlaşması’nı hiçbir zaman onaylamamıştır.

Bu konuyla ilgili olarak, 28 Şubat 2020’de İHEDN (Institute for Advanced Defence Research) konferansından Türkiye’nin NATO üyeliğine ilişkin bir alıntı aşağıdadır.

NATO ve Türkiye. Eski ve karmaşık ilişkiler

Guillaume LAGANE: Türkiye, Ortadoğu’da öne çıkacak ve bölgede Batı etkisini tesis edecek bir platform olarak, SSCB’ye karşı Doğu İttifakını tamamlayıcı olarak algılanan NATO’da her zaman özel bir statüye sahip olmuştur.

Ancak Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana anlaşmazlık içinde olduğu Yunanistan ile aynı zamanda NATO’ya katıldı. 1974’te Kıbrıs sorunu [1] bu iki üye devleti adeta savaş durumuna getirdi. Sonuç olarak, Türkiye’nin NATO’daki mevcut konumu, Türkiye’nin muğlak statüsüne “Doğu-Batı” olarak gönderme yapan o uzun tarihin devamıdır.

Nora SENİ – Kemalist Türkiye elbette Batı koalisyonuna katılmayı hedefliyor. 1952’de endişesi daha çok kendisini SSCB’nin “etkisinden” korumaktı. Daha sonra NATO-Türkiye ilişkileri tarihindeki üçüncü oyuncu ortaya çıktı – Avrupa Birliği. İttifak Türkiye’yi AB üyelik sürecinde gerçekten destekliyor.

Guillaume LAGANE – NATO üyeliği Türkiye’nin dış politikasını engelliyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Mustafa Kemal tarafsızlığı tercih etti.

Sevr Antlaşması’ndan (1920) [2] sonra, Batı ile tartışmalı konular vardı (ve hala var). NATO üyeliği sadece Sovyet tehdidine karşı bir adım değildi, aynı zamanda II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana Batı ile küresel yakınlaşma hareketinin bir parçasıydı. 1955’te Türkiye Bağdat Paktı’na katıldı ve 1959’da Avrupa Ekonomik İşbirliği’nin kurulmasından bu yana ilk kez üyelik için aday gösterildi. Bu tür faaliyetler, ülkeyi Batı standartlarını karşılayacak şekilde modernize etme arzusunun bir parçasıdır.

Bugün Türkiye ile Batı Ermenistan arasındaki sınır sorununun Sevr Antlaşması’nın uygulanmasına olumsuz etkisi olduğu konusu gündemdedir: Azerbaycan ile Doğu sınırının yüzüncü yılına atıfta bulunan Anlaşmanın 92. Maddesini hatırlatalım (1920 – 2020)

Artsakh’taki ikinci 44 günlük savaş, sınır sorununun çözülmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak bu, silahlı kuvvetlerin ve  Batı Ermenistan ile Artsakh topraklarının işgaline ve binlerce genç Ermeni’nin yok edilmesine yol açan uluslararası terörizm potansiyelini kullanarak yapılmamalıdır.

Bu nedenle, NATO’nun Batı Ermenistan’da askeri üssü olmamasına rağmen, işgal altında olma durumu ve Kıbrıs’ın kuzey kesiminin Türk ordusu tarafından işgali, bir devletin başka bir ülke tarafından işgalinin tüm uluslararası standartları ihlal ettiği gerçeğini hafifletmez.

http://www.western-armenia.eu/WANC/Armenie-Occidentale/Departement-Interieur/Analyse/L-Armenie-occidentale-un-territoire-occupe.pdf

[1] 20 Temmuz 1974’te, Kıbrıs Türk toplumunun çıkarlarını korumak ve anayasal düzeni yeniden sağlamak amacıyla Türkiye, Kıbrıs’ın %38’inin Türkiye tarafından işgal edilmesine yol açan Attila Operasyonunu başlattı.

[2] İkincisi, Ermenistan’ın ve  Kürdistan’ın kurulmasını ve Ege’nin Türkiye kıyılarının bir kısmının Yunanistan’a tahsis edilmesini öngörüyordu. Mustafa Kemal’in milliyetçi ayaklanmasından sonra Türkiye, kendisine çok daha avantajlı olan Lozan Antlaşması’nı (1923) kazandı. ABD’nin Lozan Antlaşması’nı (1923) hiçbir zaman onaylamadığı belirtilmelidir.

http://www.western-armenia.eu/stat.gov.wa/fr/2011/Resolution-29.03.2011-Declaration-de-Neutralite-fr.pdf

http://www.western-armenia.eu/stat.gov.wa/arm/2011/Arevmdian-Hayasdani-Azgayin-Khorhurti-Vorochum-2011.03.29.pdf

http://www.western-armenia.eu/stat.gov.wa/en/2011/Western-Armenia-Neutrality-Resolution-eng.pdf

http://www.western-armenia.eu/stat.gov.wa/ru/2011/Zayavlenie-Nyeitralitete-armyan-29.03.2011.pdf