Batı Ermenistan Ermenileri sorunu üzerine 

  • by Western Armenia, Temmuz 29, 2023 in Kültür
133 görüntüleme

Zulüm yılı olan 1928'de Batı Ermenistan'da yaşayan Yahudi Avram Galanti'nin yayınladığı "Yurttaş Türkçe Konuş" başlıklı kitap, araştırmacıları ve okuyucuları ilk bakışta yanıltması dikkat çekicidir. Ancak daha kitabın ilk sayfasından itibaren dini azınlığın temsilcisi olan Galanti'nin bu milliyetçi açılımı eleştirmediği, aksine Türk makamlarını övdüğü anlaşılıyor. Üstelik kendisi, Türkçe konuşup anadilini unutmaya çağırıyor. O kitap 1928'de  Osmanlıca (Arapça) yayınlandı ve 2000 yılında Latin harfleriyle ve Yahudi aydın Rıfat Bali’nin önsözüyle yazıldı ve yayınlandı. Bu arada Bali, kitabın önsözünde akrabasını ılımlı bir şekilde eleştirerek aynı zamanda aynı yıl 1928'de İstanbul’da başka bir Yahudi olan milliyetçi Tekin Alp'in, Yahudilere Türk kültürünü asimile etmeye çağıran ve vaz eden  "Türkleştirme" adlı kitabının yayımlanmasıyla dikkat çekici bir paralellik kuruyor.

Bali'ye göre Avram Galanti kitabıyla Yahudi cemaatini basının ve milliyetçi toplumun saldırılarından korumaya çalışırken, bir yandan Yahudilerin Türkçeyi az ya da iyi konuşmamasının sebeplerini ortaya koydu, diğer yandan ise Tekin Alp gibi Türkiye Yahudilerine Türkçeyi çabuk öğrenip kullanmaları için vaaz verdi.

Ancak Avram Galanti, Yahudi cemaatini tehlikelerden uzak tutma arzusundan çok, Yahudilerin bilinçli Türkleştirilmesi ideolojisiyle yönlendirildi. Ayrıca bilimden, nesnellikten ve hatta bazen mantıktan uzak olan o küçük kitapta, Türkiye'de konuşulan tüm dillerin unutulmasını ve sadece Türkçe'nin kullanılmasını fanatik bir şekilde savunmaktadır.

"Vatandaş Türkçe konuş" kampanyasının sözde yasal formülasyonunun 27 Aralık 1937'de CHP Milletvekili Sabri Toprak’ın TBMM'ye sunduğu yasa tasarısı olduğunu sayabiliriz. 

Bu tasarı "Ulusal Türkçe yerine yabancı dil kullananların cezalandırılması hakkında" başlığını taşıyordu.  Buna göre, halka açık yerlerde Türkçeden başka bir dilin kullanılması yasaklanıyordu. O taslağın birinci maddesine göre, İstanbullular Türkçe dışındaki dilleri "yalnızca evde" kullanabilir, ev dışında aile bireyleri ile iletişim kurarken dahi ana dilini kullananlar "24 saatten bir haftaya kadar veya on liradan 100 liraya kadar para cezasıyla"

cezalandırılmalıdır. Bu yasama projesi aynı zamanda yetkilileri "suçlular" hakkında ihbar edecek olan büyük bir muhbir ordusunun oluşturulmasına yol açacaktı.

Ayrıca kanun gereği, bu maddeden hüküm giymiş olanlar öğretmenlik, avukatlık, gazetecilik yapamayacak ve diplomaları iptal edilecekti. Bu yasama girişimi hukuken yasal statü almadı, ancak hükümlerinin birçoğu fiili olarak uygulanmıştır.