“Sputnik Armenia” ajansından öğrendiğimize göre, Doğu Ermenistan’ın Şirak bölgesinde birkaç hafta önce başlatılan kazılar, yeni keşfedilen bir anıt şeklindeki ilginç katmanları ortaya çıkardı.
Arkeologlar, Cradzor kale tepesinin zirvesinde, 1.800 metreden daha yüksek bir yükseklikte, kalın bir toprak tabakasının altında, anıtsal, dörtgen bir tüf yapı keşfettiler.
İlk arkeolojik varsayımlara göre bu Urartu dönemine ait bir tapınaktır.
Sovyet döneminde, 1980’lerde, kazara ortaya çıkan Tunç Çağı tabakası ve antik çanak çömlek mezarları nedeniyle Cradzor kalesinde kısa süreli kazılar yapıldı, ancak kazılara devam edilmedi.
Keşif gezisinin şu anki lideri Ben Vardanyan’a göre bölgede sistematik kazılar 2016 yılında başladı. İlk yıl, Doğu Ermenistan Ulusal Bilimler Akademisinin Şirak Armenoloji Araştırma Merkezi’nin keşif gezisi, kalenin kuzey yamacındaki duvarın alt kısımlarını kazdı. İşte o zaman kalenin önemi ortaya çıktı.
Duvarın altında Urartu silahlarının kalıntıları, kırık parçalar vb. bulundu. Bulgular, kazı yapan arkeologlara, bir Urartu saldırısı, kalenin ele geçirilmesi ve yeniden kullanılmasıyla karşı karşıya oldukları sonucuna varmaları için bir neden verdi (kale, Urartu öncesi dönemde kurulmuştur).
Zaten bir sonraki yıl yapılan kazılarda, MÖ 8.-9. yüzyıla ait Urartu öncesi Demir Çağı tabakası keşfedildi. Her yıl yapılan kazılar, Cradzor Kalesi’nin arkeolojik katmanlarını zenginleştiriyor ve artırıyordu.
Keşif gezisinin bir üyesi olan arkeolog Levon Mkrtchyan şöyle diyor: “1-2 kültür katmanına sahip diğer Aşotsk ve Şirak kalelerinden farklı olarak Cradzor kalesinde inşaatın devamlılığını görüyoruz, Urartuların varlığıyla biten antik Ermenistan tarihinin tüm stratigrafik zinciri burada.”
Arkeolog, kalenin coğrafi konumuna, dolayısıyla her zaman baskın ve önemli olduğuna dikkat çekiyor.
Arkeolog “Kalenin konumu çok ilginç. Bir yanda Akhuryan Nehri’nin geçidi, diğer yanda kaleye erişilemezlik sağlayan ve kuzeye, Aşotsk’a, batıya, Ardahan’a, Dayk’a vb. giden yolları açan Hoğmik Nehri’nin geçidi ve ayrıca güneyde Şirak alanı” diye belirtiyor.
Bu kalenin önemli stratejik öneminin 20. yüzyılın ortalarında bile bir şekilde korunmuş olması ilginçtir. Sovyetler Birliği döneminde burada askeri tatbikatlar yapılmış, hendekler kazılmış, inşaatlar yapılmış, bunun sonucunda anıt da zarar görmüş.
Kalenin bulunduğu tepenin üzerinde bir Urartu tapınağının olduğu ise hiçbir şekilde görünmüyordu. Arkeologların ön kanaatine göre geç Urartu döneminde inşa edilmiş, Orta Çağ’da ise yeniden ibadethane olarak kullanılmış olması da bölgenin kültürel mirasının karakteristik göstergelerinden biridir. Arkeologlar farklı yörelerde de çapraz taşlarla işlenmiş ejderha taşlarımızın bulunduğunu hatırlatıyor.
İlk hipoteze göre “Susi” adı verilen bir tapınakla karşı karşıyayız.
Arkeolog Levon Mkrtchyan, “Burası kaya temelli anıtsal bir yapı, sadece duvar kalınlığı 2 metre civarında. Her toplum böyle bir şeye izin vermez; bu, merkezcil bir devletin inşasıyla uğraştığımız anlamına geliyor” diye vurguluyor.
Bu kazı dönemi bitti, iç kısmı henüz kazılmadı ve arkeologlara göre bu ayrı bir konu. Gelecek yıl da devam etmeyi umuyorlar.
“Batı Ermenistan Eğitimsiz Vahşi Türk İşgalcilerine Karşı Mücadelede”
