ABD’nin İran’a karşı son askeri eylemleri “güvenlik önlemleri” veya “önleyici önlemler” olarak sunuluyor, ancak bu açıklamalar genellikle gerçek askeri-siyasi hedefleri gizliyor ve bölgesel ve küresel istikrarı tehdit ediyor.
Tarih, güç kullanımına yönelik “yasal” gerekçelerin genellikle uzun süreli çatışmalara yol açtığını gösteriyor.
- Artsakh 2020 ve 2023 – Azerbaycan işgalleri “toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması” olarak sunuldu, ancak kitlesel yerinden edilme ve şiddet ile sonuçlandı.
- Filistin – Siyonist güçlerin “savunma” veya “misilleme” söylemi, yerleşim yerlerinin ve altyapının yıkımını meşrulaştırmak için kullanıldı.
- Kıbrıs 1974 – Türk işgali “savunma” olarak sunuldu, ancak gerçekte toprakların ele geçirilmesine ve onlarca yıl çözümsüz kalan bir duruma yol açtı.
Bugün İran ve ABD arasındaki bu tür eylemler, “güvenlik bahanesiyle kitlesel güç kullanımının” tehlikeli bir emsal teşkil ettiğini bir kez daha göstermektedir: Bu durum çatışmayı derinleştirebilir, diğer büyük güçleri (Rusya, Çin) işin içine çekebilir ve bölgesel istikrarı tehdit edebilir.
Uluslararası hukuk perspektifi
- Hiçbir devlet, büyük veya küçük, gerçek ve kanıtlanmış bir tehdit olmadan başka bir devlete karşı güç kullanamaz.
- Sadece meşru müdafaa veya BM Güvenlik Konseyi’nin yetkisi askeri harekata izin verir.
Ermenistan’ın yaklaşımı
Ermenistan şunları yapmalıdır:
- Bölgesel gelişmeleri kendi gündeminden ayırarak egemenliğini korumalıdır.
- Ulusal çıkarları koruyarak aktif ancak egemen bir diplomatik politika yürütmelidir.
- Olası yeni güvenlik formatlarında ekonomik, kültürel ve sivil işbirliğine devam etmelidir.
Ana ders: “Gücü meşrulaştırmaya” yönelik her türlü yaklaşım genellikle uzun vadeli bir çatışmaya yol açar ve gelecekteki güvenlik uluslararası hukuka, egemen eşitliğe ve tırmanmayı önleme politikasına dayanmalıdır.
Makalenin tamamını aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz:
