Batı Ermenistan Ermenileri Meclisi’nin Girişimi: Madde 8

  • by Editbeglari, Temmuz 17, 2025 in Haberler
316 görüntüleme

Bildirge’nin hedeflerinin uygulanmasında ulusal ve bölgesel insan hakları kurumlarının rolü üzerine tartışma.

Konu: Ermeni kültürel mirasının Azerbaycan ve Türkiye tarafından sistematik olarak sahiplenilmesi

Son on yıllarda Azerbaycan ve Türkiye, kültürel kimliklerini yeniden şekillendirme konusunda açık ve tutarlı bir politika izlemiştir; bu politikanın temel yönlerinden biri de yerli Ermeni halkının kültürel mirasının sahiplenilmesidir. 

Bu süreç, mutfak geleneklerinin ve müzik aletlerinin sahiplenmesidir, mimari eserlerin kökeninin tahrif edilmesine ve bazen de kasıtlı olarak yok edilmesine kadar çeşitli belirtiler göstermiştir.

Milletlerin kimliğinin hassas bir bileşeni olan mutfak kültürü, bu sahiplenmenin öncüsü haline gelmiştir. Ortaçağ tarih yazımında adı geçen Ermeni dolması, bugün bir Azerbaycan yemeği olarak sunulmakta ve düzinelerce akademik kaynak, Ermeni kökenini doğrulamaktadır. 

Aynı şey, 13. yüzyıl gibi erken bir tarihte Stepanos Orbelian tarafından bahsedilen, Ermeni kültürünün sembolik ve ritüel bir bileşeni olan khaş için de söylenebilir. 

Ermeni lavaşına gelince, Azerbaycan’ın iddialarının tarihsel bir temeli olmadığı gibi, lavaşın 2014 yılında UNESCO tarafından resmi olarak kayda geçirilen ve lavaşın Ermenistan’ın somut olmayan kültürel mirası olarak kabul edildiği gerçeğiyle de çelişmektedir.

Benzer bir eğilim müzik alanında da gözlemlenmektedir. Binlerce yıldır Ermeni yaylalarında yankı bulan Ermeni halk müziğinin bir sembolü olan duduk, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne yalnızca Ermenilere ait bir müzik aleti olarak dahil edilmiştir. 

Ancak Azerbaycan kültür politikası, onu zaman zaman Kafkasya’ya özgü veya kendi mirası olarak sunmaya çalışmakta, yalnızca tarihsel kaynakları değil, aynı zamanda uluslararası yapıların belgelerini de görmezden gelmektedir.

Kültürel sahiplenme, mimari anıtlar söz konusu olduğunda daha sert ve tehlikeli bir hal almaktadır. Yüzyıllar boyunca Ermeni tapınakları, manastırları, kiliseleri ve haçkarları bölge medeniyetinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. 

2005 yılında, Nahiçevan’ın Çuğa bölgesinde 9. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar uzanan binden fazla haçkarın yıkımı hem ICOMOS hem de UNESCO tarafından belgelendi. 

Bu haçkarlar restore edilmemiş veya korunmamış, Ermeni varlığının izlerini silmek amacıyla tamamen yok edilmiştir.

Dadivank’tan Gananç Jam’a kadar Artsakh’taki Ermeni kiliseleri, Ermeni kökenlerine tanıklık eden açık mimari ve epigrafik yazıtların varlığına rağmen “Alban mirası” olarak sunulmaktadır. 

İşgalci Türk devleti tarafından camiye dönüştürülen Batı Ermenistan’daki Ani Katedrali de aynı kaderi paylaşmıştır.

Bu bağlamda, Azerbaycan’ın bir devlet olarak tarihini de ele almak gerekir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1918 yılına kadar Kafkasya’da “Azerbaycan” adında bir devlet yoktu. 

Bu topraklarda önce İran’ın, ardından Rus İmparatorluğu’nun etkisi altında kalan birkaç hanlık vardı. Başka bir deyişle, Ermeni kültürünün yüzyıllardır geliştiği topraklar, halihazırda var olan Ermeni kültürel değerlerini miras alan yapay olarak yaratılmış bir devletin yapısına dahil edilmiştir.

Bu nedenle, bu eylemler yalnızca kültürel tahrifat girişimi olarak değil, aynı zamanda kültürel hakların ve mirasın sistematik bir ihlali olarak da nitelendirilmelidir. Bu ihlaller uluslararası düzeyde kayıt altına alınmalı ve kınanmalıdır.

Bu açıklama, BM Bildirgesi’nin 8. Maddesi’ne uygundur.

Teşekkürler, Bayan Başkan.