Yerlilik ve milliyetçilik: İnsan aidiyetine dair iki radikal farklı algı. Armenag Aprahamian 

  • by Editbeglari, Temmuz 06, 2026 in Başkanlık Konseyi
323 görüntüleme

Modern dünyada, doğası gereği temelde farklı olan iki kavram sıklıkla karıştırılmaktadır: milliyetçilik ve yerlilik (otoktonizm). Bu karışıklık, sayısız hukuki, felsefi ve siyasi yanlış anlamanın nedenidir. Bu iki gerçeklik bazen bir arada var olabilse de, aynı kaynaktan gelmezler, aynı amacı taşımazlar ve aynı insan anlayışına dayanmazlar.

Milliyetçilik, siyasi bir ideolojidir. Esasen, devletlerin tek bir toprak, tek bir egemenlik ve tek bir kolektif kimliği birleştirmeye çalıştığı modern zamanlarda oluşur. Ana amacı, gücün örgütlenmesidir. Ortak bir program, vatandaşlık, devlet kurumları ve sınırlar temelinde siyasi bir topluluk tanımlar. Milliyetçilik devlete odaklanır ve insanların nasıl birlikte yaşamak istedikleri sorusuna cevap vermeye çalışır.

Buna karşılık, yerlilik siyasi bir kararın sonucu değildir. Devletten önce gelir. Bazen yazılı tarihten bile önce gelir. Bir ideolojinin sonucu değil, sürekliliğin bir ifadesidir.

Yerli olmak, üstünlük iddiasında bulunmak anlamına gelmez. Yerlilik, bir toprağa ait olmak anlamına gelir, çünkü o toprak bir halkı şekillendirmiştir, tıpkı halkın o toprağı şekillendirdiği gibi. Yerlilik, bir insan topluluğu ile toprakları arasında var olan karşılıklı hafızadır.

Milliyetçilik genellikle irade yoluyla aidiyeti şekillendirir.

Yerlilik, aidiyeti tarihten alır.

Milliyetçilik birkaç on yılda oluşabilir.

Yerlilik yüzyıllara, bazen bin yıllara dayanır.

Milliyetçiliğin sınırları değişebilir.

Yerlilik, aynı manzaraya, dağlara, nehirlere, kutsal yerlere, mezarlıklara ve o topraklarda doğan dile bağlı kalır.

Milliyetçilik sorar:

“Hangi devlete aitsiniz?”

Yerlilik sorar:

“Hangi toprağın yaşayan hafızasısınız?”

Bu ayrım temeldir.

Milliyetçilik egemenlik etrafında örgütlenir.

Yerlilik sorumluluk etrafında örgütlenir.

Yerli halklar için toprak sadece ekonomik veya stratejik bir bölge değildir. Kolektif hafızanın taşıyıcısıdır. Dağ isimleri, pınarlar, kutsal yerler, eski yollar, tarım kültürleri, kurucu anlatılar, diller ve gelenekler birlikte, tamamen başka bir yere taşınamayacak canlı bir mirası oluşturur.

Bir halk, yerli olmaktan vazgeçmeden devletini kaybedebilir.

Bir halk, tarihini kaybetmeden egemenliğinden mahrum bırakılabilir.

Dünyanın dört bir yanına dağılabilirlerken, atalarının topraklarına ait olmaya devam edebilirler.

İşte tam da bu nedenle modern uluslararası hukuk, yerli halkların haklarını klasik ulusal iddialardan giderek ayırmaktadır. Uluslararası hukuk araçları, bazı halkların atalarının topraklarıyla özel bir tarihi, kültürel ve manevi bağa sahip olduğunu ve özel korumayı hak ettiğini kabul etmektedir.

Bu nedenle yerlileştirme, başkalarını dışlama fikrine dayanmaz. Tarihi sürekliliğin tanınmasına dayanır.

Modern nüfusların haklarını inkar etmeyi amaçlamaz, aksine bize kalıcı bir barışın ilk halkların hafızasını silme temelinde inşa edilemeyeceğini hatırlatır.

Bu anlamda, yerlilik bir talep olmaktan çok bir sorumluluktur.

Bize insanlığın toprağı mutlak bir mülk olarak değil, nesilden nesile aktarılan bir miras olarak aldığını hatırlatır.

Gerçekten yerli bir halk, kendini toprağın sahibi olarak görmez.

Kendilerini onun koruyucuları olarak görürler.

Belki de en derin felsefi farklılık burada yatmaktadır.

Milliyetçilik şöyle diyebilir:

“Bu toprak bizimdir.”

Yerlilik daha mütevazı bir şekilde yanıt verir:

“Bu toprak bize ait olduğu kadar biz de bu toprağa aitiz.”

Biri otorite kurar.

Diğeri bir ilişkiyi tanır.

Diğeri bir sınır çizer.

Diğeri hafızayı korur.

Ve bu hafıza kaybolduğunda, sadece bir halk kaybolmaz.

İnsanlık kendi hafızasının bir parçasını kaybeder.

Yazar: Armenag Aprahamian

Batı Ermenistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı