19 Temmuz 2026
Okuma süresi: 2 dakika
Ermenilerin Kitlesel Sürgünleri: İsrail’in Bugün Tanıdığı Bir Soykırım
Geçtiğimiz yüzyılın tarihinin en trajik sayfalarından biri şüphesiz Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Hristiyan Ermeni nüfusunun kitlesel sürgünü ve sistematik olarak yok edilmesidir. 1915 ile 1923 yılları arasında 600.000’den fazla Ermeninin zorla çöllere sürüldüğü ve yaklaşık 1,5 milyon insanın öldüğü tahmin edilmektedir. Bu soykırım, Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi devlet olan Türkiye tarafından, kurbanların I. Dünya Savaşı sırasında etnik çatışmalar, hastalık ve kıtlığın sonucu olduğu iddiasıyla, utanç verici bir şekilde bugün bile inkar edilmektedir.
Yıllarca, stratejik ortağı Türkiye ile ilişkilerini sürdürmeye çalışan İsrail, bu yok etmeyi resmen tanımayı reddetti. Ancak, Hamas saldırılarının ardından 2023’te başlayan Gazze savaşı durumu önemli ölçüde değiştirdi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Benjamin Netanyahu’yu sert bir şekilde eleştirerek, onu “Kürtlere karşı soykırım yapan Yahudi karşıtı bir diktatör” olarak nitelendirdi. Bunun sonucunda Türkiye, Hamas ile diplomatik ittifak kurdu.
İsrail hükümeti, geçen yüzyıldaki katliamlardan Türkiye’nin sorumluluğu konusundaki tutumunu kökten yeniden değerlendirmeye karar verdi. Hükümet kabinesi, Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın girişimini oybirliğiyle onaylayarak, bunu “ahlaki ve tarihi bir görev” olarak değerlendirdi.
Saar, bu tarihi gelişme vesilesiyle yaptığı açıklamada, “Ermenilere Karşı İşlenen Soykırımı, özellikle Türk hükümeti tarafından kasıtlı tarih çarpıtmasını da içeren kurumsallaşmış bir inkâr ve küçümseme kampanyasına maruz kalmaya devam ediyor” dedi.
Buna karşılık, Ermeni topluluğunun temsilcileri, Netanyahu hükümetinin kararını, kısmen haklı olarak, fırsatçı bir hamle olarak eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin, ülkemiz de dahil olmak üzere, Ermenilere Karşı İşlenen Soykırımını kınayan ve tanıyan yaklaşık otuz devlete katılmış olmasını memnuniyetle karşılamalıyız. Ermeni halkının trajik soykırımının adil ve evrensel uluslararası tanınmasını teşvik etmeye devam etmeliyiz.
Artık sessizlik yok, inkar yok ve kayıtsızlık yok.
