“Andok Dağı’na Bir  Bakış”… Haykazunların Kraliyet ve Kurm Soyundan Ghazar Sarkisyan’ın Anısına

  • by Western Armenia, Temmuz 03, 2023 in Hayabadum
343 görüntüleme

Aşağıda, Haykazunların Kraliyet ve Kurm hanedanının soyundan gelen Ghazar Sarkisyan'ın, cesur ve yılmaz Batı Ermenistan’ın Sasun ve Muş halkının mücadele günlerinden olağanüstü öneme dair bir tanıklığı var. 1915'te yedi ay boyunca, Daron halkı kendini savunmak için neredeyse silahsız,  kahramanca savaştı…

Vatandan ayrılığın dayanılmaz acısıyla kalbi kırılan genç Ermeni, milyonlarca Ermenilerin anısına saygıda bulunarak yıllar sonra, 1939'da "Daroni Artsiv" dergisinin 12. sayısında, o ölümcül yıllara ait kaygılı anılarını yayınladı ve Sasun'un savunucuları olan özgürlükçü Ermenilerin kahramanca direnişinden parçalar sundu.

Bazı fotoğraflar ve anılar, kahramanın kişisel arşivinden, aynı isimli torunu Ghazar Sarkisyan; Kurm Mihr Haykazuni sağladı ve Ermeni dağlarının ve  özellikle Haykazunlar için Ulusal Öğretinin aktarıldığı bir yer olarak Andok dağının büyük rolünü vurguladı.

HAYATIMIN ACI ANILARI

Raşo köyümüzde hiç yabancı olmadığını söylerdi. Üç üst sınıfa bölünmüş, hepsi bir atadan olan otuz iki ev vardı -Mkre evleri, Krpe evleri, Malo evleri. Ben 1902'de doğdum. Hayatım için ölümcül olaylar 1903'te başladı. O sırada Türk ordusu köyümüzü kuşattı. Babam Manuk Sarkisyan fedai olarak tutuklanır ve Muş'a götürüldükten sonra uzun ve ağır acılar çeker, 101 yıl hapis cezasına çarptırılır ve Bağeş-Bitlis'e gönderilir. Bir yıl sonra 1904’te Sasun  genel ayaklanması başlar. Köylüler bütün evleri ateşe verirler ve Sasun düşene kadar Geliyeguzan'a tırmanırlar. Annem beni ve ağabeyimi kucağına alarak insanları takip etti ve aylarca acı çekip dağlarda dolaştıktan sonra, mağlup olmuş Sasun halkının bir kısmının sığındığı Muş ovasına indi. Büyük amcam Mkro dağda kalır ve Türklere karşı savaşmaya devam eder. O, Done ve Khurşud, sonunda Kurtik'e giden yolu geçer ve Danelnin denen ormanda günlerce yaşarlar. Günün birinden Dapık Kürtleri tarafından ihanete uğradıktan sonra ordu tarafından kuşatıldı. Son kurşuna kadar savaştılar. Done ve Khurşud öldürülür, Mkro ise canlı yakalanır. Onu köye götürmüş ve işkence ettikten sonra evimizin önündeki kavak ağacına asmışlar -ayakları yukarıda, başı aşağıya doğru. Üç gün sonra arkadaşları Mkro'nun cesedini aşağıya indirir, ayrıca Done ve Khurşud’un cesetlerini de getirip Surp Stepanos Nakhavka kilisesinin yanında toprağa verirler.

Babam hapiste, amcam feci şekilde öldürülmüş, baba evimiz yanmış, babalarımızın baktığı

kavak ağacı bir kanlı haç gibi halde, ailemizin tek dayanağı annem, bütün bu acıları çekerken  iki çocuğuyla birlikte Muş Ovasının köylerinde dolaşıyordu. Ve bugün bile, o günlere özeniyorum, çünkü o olaylardan sonra baba evimizin ocağı yeniden yanamaya başladı! Sasun halkı, Türk hükümetinin emriyle yıkılan köylerine geri döndü. Annem gözyaşları içinde oğulları için evini yeniden inşa ediyordu.

Zaman geçti. Acının ve mutluluğun gücüyle annemizin himayesinde, amcamın darağacı olan kavalın gölgesi altında büyüdük. Bir gün de anayasa çıktı ve babam cezaevinden çıktı. Birkaç gün sonra Muş Ovasının köylerinden davet aldık. Babamın hapishane arkadaşları bizi çağırdı. Daron'un şanlı oğlu Tskhava Harut da onlardan biriydi. Ovaya indik. Önce Paşkhaldağ köyünde konuk olduk, ardından Goma, Sulukh, Tskhav, Aran, Derek köylerine geçtik. Annem, ağabeyimle birlikte Harut'un Tskhav'daki evinde kaldı. Babam beni aldı ve  Sulukh'a döndü. Gezimiz iki ay sürdü. Köyümüze dönmeye bırakmıyorlardı. Misafirperver dostlarımızdan zar zor kurtulduk. Nihayet köye döndük. Yavaş yavaş ekonomimiz düzeldi. Eskisi kadar olmasa da yeniden ferah bir ev sahibi olduk.

Ovadaki ve Sasun  köylerinde okullar açıldı. Üç yıl bizim köy okulunda okudum. Öğretmen köy muhtarımız Ohan Amroyan’dı, Surp Karapet Manastırından. "Anadilinin birinci sınıfını yeni bitirdiğim zaman Dünya Savaşı başladı.

Rus-Türk savaşı başladı ve Ermeni askerlerinin silahsızlandırılması ve imha edilmesi söylentileri duyuldu. Silahlanma arzusu güçlüydü ama silah yoktu. Üç yüz "Yunan Mauzer" silahı getirmeyi ve Sasun halkına her biri 50 kurşunla beraber 7 altın karşılığında dağıtmayı başardılar. Köyümüzde 30 ev ve 100 silahlı adam vardı ama bizim sadece 7 tüfeğimiz vardı. 1915 kışında Ovadan acı haberler gelmeye başladı. Bu söylentilere silah ve mühimmatın olmaması da eklenince, Sasun halkı çok öfkelendi. Bazıları, Rusların geleceği ümidine kapılarak, halka sabır vaaz ederek ölümcül bekleme halini sürdürdü.

Yaz geldi... Daron dünyasının 1915 kara yazı.

Türkler, elbette, Daron'un savaşçı Ermeni isyanından korkuyordu. Bunun için Arakelots Manastırı ve Goms  olaylarına kayıtsız kalmış gibi davrandılar. Daron'un dışında neler yaşandığını insanlar bilmiyordu.

Bu arada Nisan ve Mayıs aylarında diğer vilayetlerdeki Ermeniler de yerlerinden edilmiş ve Van da ayaklanarak özgürlüğüne kavuşmuştu. Vartavar bayramından bir veya iki gün sonra, korkunç haber geldi -Muş Ovası yok edildi ve Kotoyan Hacı Hakob şehirde çaresiz bir savaş veriyor. Kurtik tarafından Ermeni grupların savaşan Muş’un yardımına koşacağını duyduk. Ancak başarılı olamadılar çünkü Türkler Sasun'dan Muş'a giden bütün yolları önceden kapatmıştı.  Kızıl Ziyaret ve Mirzağ çeşmesine kadar askerlerle doluydu. Her şey çoktan kaybedilmişti ve Sasun da kuşatılmıştı. Bütün ordu ve Kürt aşiretleri dört bir yandan Sasun'a girdi, ordu Kurtik tarafından, Kürtler ise Dapık ve Dalvorik tarafından akın etti.

Savaş başladı... Komutan İsro (Koryun), Kurtik arkasından Dapık'a, Şeykhusif Ziyaret’e geçti. Ardından Kop köyüne gitti. Sabah bütün köyler boşaltıldı. Gıbresor'a geçtik. Ancak Silahlı kuvvetler önemli hatları sarmıştı. Ertesi gün şiddetli bir  çatışma başladı. 

Türk ordusu Şenık köyüne ulaştı. Akşam köye  giren Türkler köyü ateşe vererek Semal'e doğru ilerledi. Köyde Ermeniler ve Türkler birbirine karışmış ve yanan köyün alevlerinde kıyasıya mücadele ediyordu. Gece vakti tepelerde toplanan halk, bu korkunç manzarayı seyrederek Grekol'e doğru ilerledi. Gün ağardı ve halk Andok'un yolunu tuttu.

Savaşan güçler Grekol'un mevzilerinde kaldı. 

Dağ, Muş, Dikranagert ve Çapağcur’dan gelen birlikleri ve anbean çoğalan Kürt birlikleri tarafından kuşatılmış durumdaydı. Halkı toplanarak Geğaş köyüne döndü.

...Hükümet, gelen muhacir Ermenileri saklayanların teslim olmazlarsa ölümle cezalandırılacağına dair bir emir yayınladı. Birçok Ermeniyi teslim ettiler, ama beni sakladılar. Beş bahar sağ salim geçirdim. Bir gün eve geldiğimde bana "başının çaresine bak. Yeni bir katı emir çıktı, seni daha fazla saklayamayız. Devlete teslim etmek zorunda kalıyoruz” dediler. Bu sözlerle bana kapıyı gösterdiler. O gün akşam geç saatlere kadar dağda kaldım. Gece şehre indim. Bir Muşlu Türkün yanında benim hemşerim, Şuşnamerk  köyünden bir çocuk vardı. Onun yanına  gittim ve Muş'a kaçmayı tavsiye ettim. Yola çıktık ve akşama kadar yürüdük. Sabah, artık Golome'nin kolonisindeydik. Kürtler şarkı söylüyorlardı ve ben haç çıkarmak ve Anavatan'a son "elveda" demek için ibadethaneye döndüm: çektiğim tüm işkenceleri, gördüğüm dehşeti bir tarafa bırakarak, o an, Daron'un gizemli ovasını ve etrafındaki devasa zirvelerini, güneşle meshedilmiş Sipan, Nemrut, Gırgur dağlarını  görünce, evrenin bütün sırları, hayatın bütün anlamı ayrılık acısına dönüştü ve kalbimi öyle bir sızladı ki aciz ve halsiz çöktüm….

Bugün efsanevi Sasun yok, Daron dünyasının kudretli Azizleri ve efsanevi  halkı yok...

Nasıl oldu da azizlerimiz düşman yerine elimizi kolumuzu bağladı? Ama biz, ruhu yenilmez ve eli boş silahsız bir halkın destansı savaşlarını ve kahramanca ölümünü gördük.

եթէ զինքը զինաթափ վիճակի մը մոլորանքի մէջ պահող ղեկավարները չ’ըլլային:
Silahsızlanma hayalini kuruntu içinde tutan liderleri olmasaydı Daron dünyasının kahraman halkı neler yapabilirdi?

Olayların sonucu ile insanların ruh gücü  arasında korkunç bir çelişki görüyorum.

Biz ölümlü bir ırk değildik ama küle döndük.

Ve bu büyük trajedi beni YAŞADIKLARIMI YAZMAYA itti.

https://karineavetisyan.am/archives/5739

Ghazar Sargsyan