Dersim Ayaklanması ve ardından gelen katliamların hatırası, Dersim halkı için bugüne kadar ağır bir yük olmaya devam ediyor. Yazar Zeynel Özgün’ün öyküsü, nesiller boyu korunmuş olan derin acıyı ve dehşeti ortaya koyuyor. İnsanların hafızasında onlarca yıldır yaşıyor.
Yazar, Dersim’in her sakininin, yaşı ne olursa olsun, 1938 trajedisiyle ilgili bir hikayeyi hafızasında taşıdığını söylüyor. Bu anılar, geri dönüşü olmayan acı ve kayıpların birer tanıklığı olarak nesilden nesile aktarılıyor.
Hikaye, trajik olayları çocukken kendi gözleriyle gören yazarın annesinin tanıklığı etrafında şekilleniyor. Temmuz 1938’de, askerler Haydaran aşiretinin kadınlarını ve çocuklarını toplayıp köye getirdiler ve akrabalarına teslim edileceklerini duyurdular. Ancak insanlar, onları ölümün beklediğini anladılar.
Birkaç gün sonra, askerler kadınları ve çocukları tekrar toplayıp köyden çıkardılar. Kısa süre sonra, dağlarda ve vadilerde makineli tüfek sesleri kaderlerini açıkça ortaya koydu. Yazarın annesi, insanların uzaktan toz ve duman içinde havaya yükselen giysi parçalarını nasıl gördüklerini ve toplu bir katliamın gerçekleştiğini nasıl anladıklarını anlatıyor.
Hikayenin en acı verici kısımlarından biri, köylülerin birkaç gün sonra tanık oldukları cesetlerin görüntüsüdür. Daha sonra. Temmuz sıcağında bırakılan kadın ve çocuk cesetleri, insanlık dışı zulmün korkunç bir sembolü haline gelmişti. Yazar özellikle, hayatının geri kalanında unutamadığı hamile bir kadının sahnesinden bahsediyor.
Bu hikaye sadece kişisel bir anı değil, aynı zamanda insanlık trajedisine ve tarihsel acıya da bir tanıklıktır. Şiddetin nasıl kolektif hafızanın bir parçası haline gelebileceğini ve on yıllar sonra bile nesillerin bilincinde yaşamaya devam edebileceğini gösteriyor.
