‘‘Hâlâ Bitmeyen Sessizlik: Dersim 1938’in Ağır Mirası’’
Tarih bazen geçmişte bitmez. İnsanların hafızalarında silinmez bir acı, nesiller boyu sessizce taşınan ağır bir yük olarak yaşamaya devam eder. Dersim örneğinde bu gerçek neredeyse kaçınılmaz bir yasa haline gelir.
Derler ki, her Dersim sakininin hayatında bir katliam hikayesi vardır. Çocuk, genç, yetişkin veya yaşlı, yaş fark etmeksizin, 1938 yılı hafızalarında keskin, dinmeyen bir acı olarak yaşar. O yılları yaşamamış olanlar bile, aileler içinde nesilden nesile aktarılan bu anının ağırlığını taşırlar.
Bu anı sıradan bir hikaye değildir. Bir insanın hayatı boyunca zorlukla taşıdığı bir yüktür. Kimse böyle bir anıyla yaşamak istemez, ancak kaderin bir parçası olarak kalır.
En derin izi bırakan hikayelerden biri, aile içinde, ebeveynlerden çocuklara, ana dilleri Zazaki dilinde aktarılmıştır. Bu, 1938 yılının Temmuz ayından, Dersim’in kavurucu yazlarından birinden bir hikaye; korku günlük hayatın bir parçası, belirsizlik ise sürekli bir yoldaş haline gelmişti.
Köy halkı bilinmeyeni bekliyordu. Askerlerin hareketleri, geçen birlikler, uzaktan gelen silah sesleri – her şey gerilimle doluydu. Herkes ne olduğunu biliyordu ve bu farkındalık korkmak için yeterliydi.
Bir gün, askerler köye bir grup insan getirdi – kadınlar ve çocuklar, erkekler hariç. Geçici olarak köydeki evlere yerleştirildiler ve herhangi birinin kaybolması durumunda ev sahiplerinin sorumlu tutulacağı konusunda uyarıldılar. Bu insanlar zaten kaderlerini biliyorlardı. Ailelerindeki erkeklerin hayatta kaldığına dair hiçbir inançları yoktu. Sıranın kendilerine geldiğini hissediyorlardı.
O günlerde, yanlarında getirdikleri değerli eşyaları ve kutsal hatıraları, belki birileri kurtulur, belki bir şeyler kalır umuduyla ev sahiplerine emanet ettiler.
Birkaç gün sonra askerler geri döndü. Kadınları ve çocukları köyden çıkardılar. Ve sonra… sessizlik, sadece silah sesleriyle bozuldu. Dağlardan yankılanan sesler, kimsenin görmek istemediği ama herkesin anladığı şeyleri anlatıyordu.
