
Poghos Nubar Paşa, klasik anlamda parlak bir siyasi stratejist değildi, ancak temel bir gerçeği derinden anlamıştı: Soykırım sonucu dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermeniler, sadece mülteci değil, siyasi haklara sahip bir halktı. Bu anlayış doğrultusunda, Ermeni Ulusal Delegasyonuna başkanlık etti ve temel amacını Ermeni devletinin yeniden kurulması ve uluslararası alanda tanınması olarak belirledi.
Uluslararası alanda Ermeni Meselesini ilerletirken, kendi devleti olmayan bir ulusun bile siyasi bir özne olarak hareket edebileceği ve etmesi gerektiği fikri kilit önem kazandı. Soykırımdan sonra milyonlarca Ermeni dünyanın dört bir yanına dağıldı, ancak bu, Ermeni halkının yasal ve siyasi kimliğini kaybettiği anlamına gelmiyordu.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni halkı, Müttefiklerin savaş çabalarına önemli bir katkıda bulundu. 1916’da, Fransız komutası altında bir Ermeni lejyonunun kurulması çağrısı yapıldı. Böylece, daha sonra Ermeni Lejyonu olarak yeniden adlandırılan Doğu Lejyonu, 5.000’den fazla gönüllü ile kuruldu. Ermeniler, Filistin, Suriye ve Kilikya’nın kurtuluşuna katıldılar. Toplamda, yaklaşık 50.000 Ermeni, Fransa, Büyük Britanya ve Amerika Birleşik Devletleri ordularında görev yaptı ve savaş sırasında bedel ödedi. 1920, Ermeni devletinin yasal olarak tanınması sürecinde belirleyici bir aşama oldu. Yüksek Konsey, Ermenistan Cumhuriyeti’ni fiilen tanıdı ve 3 Mayıs 1920’de Amerika Birleşik Devletleri tarafından da tanındı. 10 Ağustos’ta, Osmanlı İmparatorluğu’nun bağımsız bir Ermenistan’ın varlığını tanıdığı Sevr Antlaşması imzalandı. 22 Kasım 1920’de ABD Başkanı Woodrow Wilson, Ermenistan ve Türkiye arasındaki sınırları belirleyen tahkim kararını verdi.
Bu yasal işlemler, yalnızca bir dizi tarihi gerçeği değil, aynı zamanda soykırımın sonuçlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir yasal sürecin temelini de temsil etmektedir. Tam uluslararası tanınmadan önce bile, Ermenistan, ulusun siyasi varlığının korunmasına olanak tanıyan bir hükümete ve uluslararası hukuk öznesi özelliklerine sahipti.
Tarihi ve haklarımızı “yatıştırma” girişimlerine karşı uyanık kalmalıyız. Osmanlı Sultanı tarafından onaylanan ve uluslararası hukuk çerçevesinde varlığını sürdüren Sevr Antlaşması’nı hiçbir sonraki anlaşma yasal olarak geçersiz kılamaz.
Devletin hukuki sürekliliği ilkesi açıktır: Bir devlet, işgal altında olduğu için ortadan kaybolmaz. Bir ulusun hukuki ve siyasi öznelliği, en zor koşullar altında bile korunabilir. Genç nesle aktarmakla yükümlü olduğumuz şey, bilgi, haklar ve sorumluluk olarak bu hayati mirastır.
